
DOUBLE DOĞUMGÜNÜ
Evettt bugün benim doğumgünüm, artık kaç yaşında olduğumu saklamak isteyecek kadar yaş aldığım bir dönemece girmiş bulunuyorum, hayırlı uğurlu olsun.
Geçen gün büyük adamım arayıp da '' Murat aradı, Perşembe akşamı hep birlikte kutlayalım kızların doğumgünlerini, ne dersin? '' diye sorunca bu yılki kutlamamızı bir gece önceden yapmış olduk. Murat büyük adamın taa liseden beri arkadaşı, eşi Aynur' un doğumgünü de benden bir gün önce.
Beyler bizim için çok güzel bir mekanda rezervasyon yaptırmışlar. Paysage Restaurant haftaiçi olması sebebiyle hem çok sakindi hem de servis ve yemekler oldukça iyiydi. Soğuk bir İstanbul gecesinde her ne kadar eşsiz güzellikteki Boğaz manzarasını izleyemesek de ortam bizi ısıttı diyebilirim. Bol kahkahalı ve keyifli bir gece geçirdik. İnsan kaç yaşına girerse girsin doğumgünü çocuğu olma ruh hali çok güzel. Keşke o ruh halini hep taze tutabilsek tüm yıl boyunca.
29 Ocak 2010 Cuma
Bugün Benim Doğumgünüm...
25 Ocak 2010 Pazartesi
Ben İlginç Değilim ki....
Bir soru sordun beni düşüncelere attın Sibelcim:)) Düşündüm düşündüm öyle pek de ilginç yönlerim olmadığını farkettim. Yani ben ilginç biri değilmişim demek ki, ühü ühhüüü ühüü.
Ben de ilginç olmasa da hiç burada bahsetmediğim bazı yönlerimi yazayım dedim, 7 ilginç özelliğim neymiş bakalım ?
1. Ortaokul yıllarımda İngilizce hocam Sue Miller' ın teşvikiyle günlük tutmaya başlamıştım. O dönem İngilizce yazıyordum ve gramer vs kontrolü için öğretmenime veriyordum. Bu alışkanlık sonrasında ben de öyle bir yer etti ki, iş hayatıma başlayana kadar günlük tuttum ben. Hatta çalıştığım dönemde de düzenli olmasa da hep bir günlüğüm oldu. Sevinçlerimi, hayattan beklentilerimi, hayallerimi kısacası herşeyi yazdığım koca bir koli dolusu günlüklerim var. Hepsi çeyizimle beraber evime geldiler, şu anda hala evimdeler. Hep hayalim en yakın dostumla bunları birbirimize vermekti ama olamadı. Şimdi tek hayalim eğer bir gün bir kızım olursa bunları ona hediye etmek.
2. Uyuduğum odada mekanik ses çıkaran hiçbir obje olmamalı, özellikle de saat. Hayatta uyuyamam. Öyle yastığa yatar yatmaz uyuyan biri değilimdir, uykuya dalana kadar sürekli o gün neler yaptığımı düşünürüm, ertesi günün planını yaparım.
3. Yazarken çok kolay '' canım, cicim '' gibi kelimeleri kullansam da günlük hayatımda hiç sevmem. Benim ağzımdan '' annecim, babacım, kocacım, teyzecim '' gibi kelimeler hiç çıkmaz. Bunu yabanilik diye nitelendirenler de olabilir ama olmuyor işte, yapamıyorum...
4. Hafızam hiç iyi değildir, bu genç yaşta bunamış bile olabilirim. Geçmişe ait çoğu anımı kızkardeşim Nesli' den öğrendim desem yeridir. Özellikle hatırladığım olayların da asla yıllarını falan bilemem.
5. Eşim benim kuzenimin liseden çok yakın arkadaşı. Anlatılanlara göre üniversite yıllarımızda teyzemin evindeyken eşim ve kuzenim eve gelirler ve biz tanışırız. Bundan yaklaşık 5 yıl kadar sonra yine kuzenimin nişanında yeniden tanıştırıldık. İşin ilginç yanı ikimiz de ilk tanışmayı hiç hatırlamıyoruz, demek ki neymiş bizimki ilk görüşte değil ikinci görüşte aşkmış:)) Zira ikinci tanışmamızdan bu yana birlikteyiz.
6. Eskiye ait objelere çok değer veririm, çoğu eşyamı elden çıkarmaya kıyamam. Oğlum için de bebekliğinden beri bir hatıra kutusu tutuyorum. Hastane bilekliği, aşı karnesi, ilk emziği, ilk oyuncağı, yuvada ilk yaptığı resmi, ilk mama kaşığı ve daha fazlası var bu kutuda. Büyüdüğünde birlikte bakıp ona hepsinin hikayesini anlatmayı çok istiyorum.
7. Kitaplarımı kimseyle paylaşmayı sevmem. Ödünç verecek olursam da mutlaka geri isterim, vermediği taktirde hatırlatırım. Oldu ya gelmedi gider aynı kitaptan tekrar alırım. Bu arada yemek dergilerim ve kitaplarım da asla paylaşılamaz olanlarım arasında. Allahtan oğluşum da bunu bebekliğinden beri hissetmiş olmalı ki kitapları kütüphaneden seçer alır, sayfalarını çevirir bakar ve yerine koyar. Şimdiye kadar ne bir sayfa koparmışlığı ne de bir çizik atmışlığı vardır. Demek ki Allah dağına göre kar yağdırıyormuş.
Bu mimi benim de 7 kişiye pas etmem gerekiyormuş. İsteyen herkes hadi ilginç yanlarını paylaşsınlar okuyalım.
21 Ocak 2010 Perşembe
Frambuazlı Muffin
Yılbaşında Yüyü' ye söz vermiştim, arkadaş gününde ona yardım için bir çeşit yapacağıma. Ben de bir söz verdim mi iki elim kanda olsa yerine getirmem gerek, yoksa içim içimi yer. Aslında niyetim bir önceki posttaki haşhaşlı krakerleri yapıp göndermekti. Ancak o krakerler dediğim gibi adet olarak çok az olunca onları kendimize ayırıp başka bir tarif arayışına girdim.
Hemen evdeki tüm yemek dergileri, kitapları karıştırıldı ve evde olan malzemelerle ne yapabilirim ona bakıldı. Böyle zamanlarda size de öyle oluyor mu bilemem ama ben hiçbir şeyi beğenemiyorum, illa farklı birşey olsun, daha önceden denemediğim yeni bir tarif olsun istiyorum. Ama bir taraftan da ilk defa denenecek bir tarifin beni hayal kırıklığına uğratması riskini de göze almam gerekiyor.
Sanırım 2 saat kadar süren aramalar sonucunda bu muffinlerde karar kıldım. Tarif Lezzet Dergisi' nin 2008 Eylül sayısından. Dergide üzümlü olarak verilmiş tarif, ben dondurucuda halen bitiremediğim frambuazlarım olduğu için onları tercih ettim.
12 adet muffin için
Malzemeler:
3 yumurta
1 su bardağı toz şeker
1 çay bardağı ayçiçek yağı
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 çay bardağı süt
2,5 su bardağı un ( gerekirse biraz daha eklenebilir )
250 gr frambuaz ( üzüm, vişne vs. kullanılabilir )
Üzerini süslemek için:
pudra şekeri
Yapılışı:
1. Oda ısısındaki yumurtaları şeker ile çırpın.
2. Yağını, sütünü ve vanilyayı ekleyip bir süre daha çırpın.
3. Ununu ve kabartma tozunu da ilave edin.
4. Muffin kalıbına kağıt kalıplarınızı yerleştirin.
5. Kalıpların yarısına gelecek şekilde karışımı bölüştürün.
6. İçlerine birer adet frambuaz ekleyip üzerine tekrar kek karışımını dökün.
7. Üzerlerine de birkaç adet frambuazı hamurun içine bastırarak yerleştirin.
8. Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında 25 dk. pişirin.
9. Üzerine pudra şekeri serperek servis yapabilirsiniz.
Ben gece saat 24.00 civarında fırından çıktığında yememek için kendimi zor tuttum, ertesi sabah erkenden teyzemi arayıp eniştemin almasını rica ederim diye düşünüp görevimi yerine getirmenin rahatlığıyla yattım. Ertesi sabah da oğluşla uzun uzun yatak keyfi yapınca aramayı unuttum, aklıma geldiğinde saat haliyle ilerlemişti ve aradığımda eniştem çoktan evden çıkmıştı. Bu durumda görevi nihayete erdirmek de bana düştü. Yüyü' nün misafirleri gelmeden muffinleri teslim etmem gerekiyordu. Oğluşu hazırlayıp muffinlerimizi paket yapıp hemen yola düştük. Böyle dediğime de bakmayın, birbirimize sadece 15 dakika yürüme mesafesindeyiz:)) Sadece hava yağmurlu olduğundan görev çetindi ama yılmadık. Muffinlerimizi teslim edip, oğluşum Yüyü' nün evini şöyle bir talan ettikten sonra işlem tamam dedik. Oraya kadar gitmişken Feneryolu Pazartesi Pazarı' na da girip sebze alışverişimizi de yaptık. Pazarın bereketinden bir kez daha nasibimizi alıp evimize yollandık.
İşte bir muffin hikayesi okudunuz:))
18 Ocak 2010 Pazartesi
Haşhaşlı Krakerler
115gr / 1 su bardağı un
1.5ml / 1/4 tatlı kaşığı tuz
5ml / 1 tatlı kaşığı pudra şekeri
15gr / 1 yemek kaşığı tereyağ
15ml / 1 yemek kaşığı haşhaş tohumu
90ml / 6 yemek kaşığı sıvı krema
Süslemek için:
Süt
Deniz tuzu
17 Ocak 2010 Pazar
Silkelen..... Kendine Gel....
Evet kendime yazdım bunu. Kimseye değil. Nedir bu ya, yeni yıla girdik gireli bir post yazmış çekilmişim kenara. Tembelliğin de bu kadarı fazla değil mi? Tamam part time işe başladık, evdeki düzeni tam sağlayamadık, mutfaktan yemek yapmaktan biraz uzaklaştık kabul ama blogumdan bu kadar uzaklaşmak beni mutsuz etti. Sayfama tıklayıp da ekranda 10 günü aşkın süredir aynı sofrayı görünce açıkcası silkelenmem gerektiğini anladım. Hemen hızlıca bir arşiv taraması yaptım, ne var ne yok, neleri hemen paylaşabilirim diye baktım ki arşivi bile kurutmuşum. Eeee sen arşive güvenip de yan gelip yatarsan olacağı budur.
Şaka bir yana yan gelip yatmadığımı da tahmin edersiniz. Hatta yatmayı bırakın uzunca süredir tüm gün oturmadan bile ayakta oluyorum. Çalışmadığım günler de ancak evin içindeki işler yüzünden mutfağa girip, burada paylaşılacak tarifler deneyemiyorum. Mutfakta ancak karnımızı doyurmaya yönelik şeyler pişiyor bu sıralar. Küçük beyin rutinini bozmamaya azami özen göstererek kendimi rahatlatmaya çalışıyorum. Her geçen gün de çalışan annelere olan saygım artıyor. Erkekler de çalışıyor ama eve geldiklerinde dinlenebiliyorlar. Fakat tüm gün işte yorulan kadın eve gelince dinlenmeye değil ikinci mesaiye başlıyor, bu da sanırım erkek ve kadın arasında en büyük fark ( bu mevzuu ayrıca tartışılacak kadar derin, hemen kenarından girip kaçıyorum )
Veee hemen bir söz verip, kimseye değil kendime, yakında görüşmek üzere diyorum...
İyi geceler...
06 Ocak 2010 Çarşamba
Yüyü' nün Yılbaşı Menüsü

Normalde de masa başında uzun saatler geçirmeyi seven bir aile olarak erkenden masadaki yerlerimizi aldık. Annem ve babam, Ahmet eniştem ve Yüyü, kuzenim Arda ve eşi Deniz, ben ve büyük adamım ve elbette gecenin en sesli ve renkli kişisi küçük adam. Gerçi küçük bey pek masada bizlere eşlik etmedi, bol bol dans edip ortalığı dağıtıp karıştırıp yine ondan beklenen performansın üzerine çıktı. Masamızda böyle bol çeşit olunca saatlerce hiç kalkmadan yedik içtik muhabbet ettik. Özellikle eniştemin bizleri gülmekten kırdığı birbirinden eğlenceli anıları her zamanki gibi duyulmaya değerdi.Umarım tüm yılı böyle kalabalık ve bereketli sofralar eşliğinde geçiririz. Kimsenin aç kalmadığı, yanından sevdiklerinin eksik olmayacağı sağlıklı, huzurlu ve bol kazançlı bir yıl diliyorum tekrar.





