24 Nisan 2022 Pazar

ESKİ BİR DOĞUM HİKAYESİ


Bahar gelsin diye hevesle bekleyip de baharın kendini gösterdiği ilk günü sular seller gibi duygusal geçirip sonrasında da eski bir günlüğüme gömülüp hafızanın kaybetmeye çalıştığı şeyleri anımsamak. Ne çok yazmışım, ne çok dökmüşüm içimi. Kağıtlarda kalsın istemedim buradan çok insana ulaşsın , birilerine belki nefes olur yalnız olmadıklarını gösterir dedim.

31 Mayıs 2014 tarihinde kaleme almaya başlamışım. Gezi Direnişinin 1. yıldönümü diye de not etmişim. 

*******

Çok şey var yazacak paylaşacak. Neresinden tutacağımı bilmeden oturdum kalemi aldım elime. Arada geri dönüşler ufak anektodlarla anlatmaya çalışacağım. Yaşarken hissettiğimizi verir mi bilmem ama hiçbir fikri olmayan, otizmi hiç bilmeyen birilerini bir nebze durup düşündürürse yeter. Her engelli çocuğun aileisnin en çok istediği şey evladının toplumda kabul görmesİ. Kendi özel mücadelelerimize çok başarılı olamayıp kuyunun dibinde buluyoruz çoğu zaman kendimizi. Derin bir nefes alıp otizmi nasıl anlatabilirim diye düşündüğümüzde ne çok hikayemiz var hepimizin. 

Bugün geri çevirdiğimde başımı, içimi en çok acıtan , en eksik kaldığım yer hastane odası. Hani o her çocuğun anne göğsünde ilk fotoğraf karesinin çekildiği yer. Anne ile o ilk tanışma , birbirinin kokusunu alıp sonsuz bağın düğüm yapıldığı o eşsiz an. Biz Tuğra ile yaşamadık . Onu benden alıp küvöze koymuşlar , beni de bir dolu kalabalığın içinde yapayalnız bırakmışlardı. Bugün her yeni doğum yapanı ziyarete gittiğimde o ilk anın sızısı aklıma gelir yüreğim burkulur boğazıma kocaman taş oturur. Kimilerine göre belki de hiç önemi yok. Hiç anne olamamış kadınları düşününce de ne büyük şımarıklık benimki diyorum. İnsanoğlu hep böyle değil mi , kendinden iyisine odaklanıp harap olmanın bir yolunu elbet bulur. Yakında 16 yaşında olacak ama benim için bu hastane odası mevzu hala çözülmemiş travma. 
Günün birinde bir çılgınlık yapıp yaşadığım travmanın geçtiğini kabul edip inanırsam yeniden anne olurum kim bilir ( Bu satırlardan 1,5 yıl sonra Yalın hayatımıza girdi. Bir umut belki de o eksik kareyi tamamlarım demişim fakat Yalın' ın doğumunda da o kareye kavuşamadım, ikinci bebeğimi de kucağıma vermeden yoğun bakım küvöze koydular. )

*******
29 Haziran 2006 onu ilk gördüğüm gün. Doğumunun ertesi günü. Doğum yaptığım gün beni ayağa kaldırmayı deneyip başarılı olamayınca yoğun bakımdaki tanışmamız ertesi güne kalmıştı. Hemşirenin inadıyla bir an ayağa kalkıp da ayakta duramayınca tekrar yatağıma yatırmışlardı beni. Galiba narkozun da etkisiyle ne anne olduğumu tam idrak edebilmiştim ne de hayatımın bundan sonrasının bambaşka olacağının.

Bir gün öncesi henüz karnımdaki bebeğim gelişimini tamamalamışken ( 34 haftalık ) sabah evde fenalaştım ve Orhun ' u aradım. O sırada da kendime kahvaltımı hazırlayıp 8 aydır her sabah olduğu gibi sabah kusmamı bile yapmıştım.     Ama ters bir şey vardı kendimi iyi hissetmiyordum, bunu izah edebilecek gücüm bile yoktu. Orhun' dan doktoru aramasını rica ettim. İzinde olan ve 8 aylık hamile hastasına gayet ciddiyetsiz ve sorumsuz şekilde idrar yolu enfeskiyonu olabileceğini söyleyip dahiliye uzmanına görünmemi söylemiş. Beni almaya eve geleceğini söyleyince ben iyiden iyiye halsizleşmeye başladığımın farkındaydım ve Orhun geldiğinde kapıyı açacak gücüm olmaz belki diye anahtarı kapıdan çıkarıp onu beklemeye başlamıştım. Orhunun yardımıyla üzerimi değişip Medipol Koşuyolu Hastanesi dahiliye doktorunun odasında muayene olurken kusmanın basıncıyla başlayan kanamam fitili ateşledi. Kendi doktorum izinli olduğu için hastanedeki herhangi bir jinekolog tarafından acilen muayene edildim. Şu an yazarken bile kalbim deli gibi çarpıyor. Yazın o sıcağında soğuk terler dökerek tekerlekli sandalye ile doğumhaneye çıkarıldığımı , ilk ke gördüğüm bir doktorun gelip beni muayene ettiğini anımsıyorum. Bebeğin kalp atışlarını duyduktan sonra beni acilen doğuma almaları gerektiğini söyledi doktor. O an dediğim tek şey '' DAHA 8 AYLIK , YAŞAMAZ Ki
BU BEBEK '' 
Başka seçim şansım yoktu, hasta bakıcılar ve eşimin yardımıyla üzerimdeki her şeyi çıkarıldı ve ameliyat için beni hazırladılar. Şaşkınlığımı, şaşkınlığımızı anlatacak kelime bulamıyorum şu an. Orhun' a kardeşlerime haber vermesini söyledim. Ben hastaneye gelirken telefonumu yanıma almamıştım. Aksilik üstüne aksilik Orhun' un da da telefonu tam da orada bozulmuş çalışmıyordu. Doğup büyüdüğümüz şehirde bir başımıza çaresiz ve yapayalnız doğumhaneye gidiyorduk. Halimiz öylesine zavallı idi ki tarif edemiyorum. Asansörde hasta bakıcının telefonu ile Orhun babasını arayıp haber verdi. Sonrasında buz gibi bir ameliyathane , aletler sesler kalabalık arasına katılıp kendimi avutmaya çalıştığımı şimdi bile anımsıyorum. '' ŞİMDİ UYUYACAĞIM VE UYANDIĞIMDA HER ŞEY GEÇMİŞ BEBEĞİM DE YANIMDA OLACAK '' 
Narkoz verilmeden doğuma girecek olan ve henüz 15 dk önce tanıdığım doktor Leyla hanım geldi ve '' Her şey çok güzel olacak Allahın izniyle '' dedi ve sonra derin bir uyku....

*******
Tıp dilinde PLASENTA DEKOLMANI  denilen bir şekilde dünyaya geldi Tuğra. Bebeğin anne karnındaki yuvası plasentanın dışına çıkması en basit anlatımıyla. Detaylı olarak bakmak isterseniz yukarıdaki kırmızıya bir tıklayıp detaylara bakabilirsiniz. Dekolman doğum oksijensiz kalma ve bir dolu yaşamsal riski de beraberinde getiren bir olay. Plasentanın ayrılması durumunda kanama hemen başlarsa biraz daha süreci önceden yakalayıp riski azaltmak mümkün iken bendeki gibi kanamanın gizli olup sonradan ortaya çıkmasıyla doğumsal riskimiz epeyce atmış. Öyle ki hem benim hem bebeğin hayatını kaybetmesi yüksek olasılıkla beklenen bir durummuş. Benim kanamam önceki gece başlamış aslında ama bana sinyalı sabah vermiş ağrı ile, hastanede kusmanın yarattığı basınç ile de kanama başlayınca sürecin adı konulup aksiyon alınabilmiş. Kanama olmasa her ikimizin zehirlenmesi ve hatta daha da geç kalınsa kaybedilmiş olmamızla sonuçlanacaktı. Sonrasında Plasenta Dekolmanı neden olur, ne yaptım da buna sebep oldum acaba diye çok araştırdım, çok sordum çünkü bir sorumlu bulmak zorundaydım. Ve en yakınımda kendim vardım. Leyla hanımın dediği '' siz ne yaparsanız yapın buna dışarıdan sebep olamazsınız, lütfen kendinizi suçlamayın '' lafı bile beni uzun yıllar rahatlatmadı. 

Doğum sonrası uyandığımda yanımda kim vardı hatırlamıyorum. Ben doğumdan çıkana kadar haber herkese ulaşmış, hepsi hastaneye koşmuştu. Kimseler yanımda tepkisini üzüntüsünü belli etmese de bir doğum sevinci yoktu odamda. Yüzüme yalandan gülüp odadan çıkıp ağladıklarını sonradan öğrendiğim bir dolu insan. Odada bir bebek ağlaması eksik. '' Erken doğduğu için kuvözde ''diyorlar bana sadece, narkozdan belki de sorgulamıyorum ya da korkuyorum duyacağım şeyden. Hatta aklıma kötü bir şey gelmediği gibi salak salak da gülümsüyorum. Aynı gün hemşire odaya gelip beni ayağa kaldırıp yürütmek isteyince anladım yolunda gitmeyen bir durum olduğunu. Ayağa kalkamadım, tansiyonum hala yüksekti. Kalkar kalkmaz tekrar yatağa oturttular beni. Ardından kocaman bir aletle doktorum geldi , beni muayene etti. Öğrendim ki doğum esnasında rahmimi alma durumu bile olmuş. Belki de tekrar anne olamayacaktım. İnsan ne saf ve başına gelenden nasıl da bihaber olabiliyor bazen. 

********
29 Haziran 2006 onu ilk kez gördüğüm o günü hiç unutmayacağım.  Benden önce yoğun bakım penceresiden gören herkes ne kadar güzel olduğunu anlatmışlardı bana. İçimdeki '' Acaba kötü bir şey oldu da benden gizliyorlar mı ? '' hissinden kurtulacağım için inanılmaz mutlu olduğumu hatırlıyorum. Sonunda kendi gözümle görüp derin nefes almak için sabırsızlanıyordum. Ağrımı unutup içime dolan o annelik gücüyle Orhun'un koluna girip yoğun bakım odasına oğlumla tanışmaya indim. Üzerime özel steril kıyafetleri giyip ellerimi dezenfekte edip doktorumuzla içeri girdik. Ona doğru yaklaşırken gördüğüm her kuvözdeki bebeğe merakla baktım, hangisi acaba diye kalbim deli gibi atarken onu gördüm. Bembeyaz pamuk gibi vücudunun her yanında kablolar teller bağlı olan minik masum Tuğramı. Hiç hayali kurulacak bir ilk karşılaşma değildi. Gerçekleri yavaş yavaş duymaya başlıyordum işte. Hayatta olması bile bir mucize olarak görülüyordu. Zor bir yoldan gelmişti ve daha da uzunca bir yolu vardı yanımızda olabilmesi için. Görür görmez hıçkıra hıçkıra ağladım, içimde durmayıp çıkmak istemiş 1900 gr bu küçük yavru benim miydi? Nasıl büyütecektim? Tüm korkularımla o anda tanıştım. Henüz dokunamadığım bir yavrunun sızısı taa içime oturmuştu işte. Ömrümce içimden sökülmeyecek kadar derine.


devam edecek...

29 Ocak 2022 Cumartesi

Küçük Mutfaklar Nasıl Olduğundan Geniş Gösterilir



Mutfağınızın küçük olduğunu düşünüyorsanız bazı özel adımları takip ederek olduğundan

daha geniş ve ferah gözükebilmesini sağlayabilirsiniz. Doğru tercihleri yapmanız ve ince

ayrıntıları göz önünde bulundurmanız son derece geniş görünebilecek alanlar yaratabilmeniz

için yeterlidir.


Beyaz Renk

Beyaz renginin hakim olduğu küçük mutfaklar olduğundan daha geniş görünebilir. Kireç

beyazı yerine biraz daha kırık beyaz rengini tercih edebilirsiniz. Mutfağınızdaki renklendirme

uygulamalarını yaparken dekoratif ürünlerden de yararlanabilirsiniz. Örneğin, kırmızı gibi açık

renkli bir avize sayesinde ferahlık hissini elde edebilirsiniz. Mutfağınızda beyaz kullanmanız

işlevsel mekanlarınızı oluşturabilmenizi sağlar.


Işıklandırma

Bazı mutfakların gün ışığına erişebilmesi mümkün olmayabilir. Bunun sebebi sizden

kaynaklanıyorsa ilk olarak panjurlarınızı ve perdelerinizi açarak güneş ışığı içeriye alarak işe

başlayabilirsiniz. Beyaz duvarlar ile birleşecek olan güneşin vereceği genişlik hissi anlık olarak

ortaya çıkacaktır. Mutfağınızın güneş ışığını alabilmesi mümkün değilse spot ışıklandırmalar

veya diğer aydınlatma ürünleri ile dekorasyon stilinizi destekleyebilirsiniz.

 

Camlı Mobilyalar

Görüş açınızda sürekli olarak kapalı olan dolaplar varsa ilk olarak işe buradan

başlayabilirsiniz. Camlı olan mutfak dolapları daha fazla derinlik hissini sizlere sunabilir. Camlı

mutfak dolapları gibi ürünlere mutfağınızda yer ayırarak hem daha geniş gözüken hem de

işlevsel hale gelebilen mekanlar yaratabilirsiniz. Camlı mobilyaların bakımını da düzenli

olarak yaparak uzun yıllar boyunca işlevsel bir şekilde kullanmaya devam edebilirsiniz.


Tezgah Arası Parlak Taşlar

Beyaz renginin getirebileceği ferahlık hissini aynı şekilde parlak tezgah arası fayanslar ile elde

edebilirsiniz. Mutfağınızda ayna ile derinlik yaratırken tezgah arası fayans ile bu duruşu

destekleyebilirsiniz. Tezgah arkasının parlak olması mutfağa girdiğiniz zaman beyaz

duvarlarla beraber şık bir kontrast oluşturabilir. Tezgah arası fayans bölümlerinin de odak

noktası haline gelebilmesini sağlayan bu yöntem küçük mutfaklar için en sık tercih

edilenlerdendir. 


Boşlukları Değerlendirmek

Tezgah üzerindeki duvar boşluklarını ya da mutfağınızdaki uygun olabilecek bölgedeki

boşlukları düzenleyerek değerlendirebilirsiniz. Örneğin, maşa ya da büyük bir kaşığın da

içerisinde olduğu servis setinizi duvara çeşitli ürünler vasıtasıyla sabitleyebilirsiniz. Sık sık

kullandığınız ürünleri bu şekilde muhafaza etmeniz kalabalık görünümün önüne

geçebilmenizi sağlar.


16 Aralık 2021 Perşembe

Güneş Gözlüğü Alırken Cam Seçimi


 Güneş gözlüğü satın alırken genellikle hepimizin ilk baktığı modeli ya da yüzümüze yakışıp yakışmadığı olur. Markası ya da modelini araştırırız fakat pek azımız cam seçimi konusunda titiz davranırız. Halbuki güneş gözlüğü seçerken ilk dikkat edilmesi hususlardan biri cam çeşididir. Peki güneş gözlüğü cam çeşitlerini ne kadar biliyoruz?  Atasun Optik güneş gözlüğü modeli seçimi kadar cam çeşitlerine de karar verirken uzman kadrosuyla bizi bilgilendiriyor. Ben de kendi adıma biraz araştırma yapınca blogda da kısaca bu konuda öğrendiklerimi derlemek istedim. 



Mineral (Kristal – Tempered) Camlar

Kaliteli güneş gözlüğü camları, en iyi görüntü kalitesi için ve çizilmeye karşı dayanıklılık  için tasarlanır. 

En prestijli ve tanınmış güneş gözlüğü markalarından bazıları  mineral güneş camlarını kendi markalarına  özgü bir 

özellik haline getirmişlerdir. Bu güneş camları daha ağır, görece daha maliyetli, darbeye karşı 

 parçalanmaya daha eğilimli olmalarına rağmen en iyi görüntü kalitesini sunarlar. Mineral yani kristal camların

 en büyük dezavantajı  kırıldığında, camların gözünüze veya yüzünüze zarar verebilecek  olmasıdır. 

Ama görüntü kalitesi açısından en iyi net görüntü de mineral camlardan sağlanır.





Plastik, Organik Plastik, CR-39 Camlar


CR-39 veya organik plastik camlar, incelikleri ve mineral camların yarı ağırlığında olmaları sebebiyle günümüzde genel

 amaçlı güneş gözlükleri için en yaygın olarak kullanılan malzemedir. Darbe dayanımı için FDA kriterlerini karşılar, ancak 

kırılmaz değildirler, bu yüzden bu camlar aktif spor yapanlara pek önerilmez. Eğer kullanacağınız gözlüklerin camları 

tamamen çevreleyen kapalı bir çerçevesi varsa kullanılacak en uygun cam bu  organik camlardır. Organik camlarda 

esneme sonucu çatlak ve kırılmalar olabilir. Camların delinmesi gerekiyorsa en iyi cam tercihi bu sebeple 

polikarbon camlar olmalıdır.



Polikarbonat (Polikarbon) Camlar


Polikarbon malzeme güneş gözlüğü camı için en göze çarpan güçlü plastik malzemedir. Hafif bir yapısı  olmasına 

rağmen darbelere karşı da en dayanıklı güneş camıdır. 160km/saat hızla hareket eden bir çelik bilyenin etkisine 

dayanabilir. Bu cam, dayanıklı güneş gözlüğü için bu sebeple mükemmel  seçimdir. Ayrıca ultraviyole (UV) 

filtreleme de sunarlar. Polikarbon camlar, çocuk güneş gözlüklerinde, spor, açık hava etkinlikleri için ve güvenlik amaçlı

gözlükler için iyi bir seçimdir. Çerçevesiz güneş gözlüklerinde; gözlük sapının ve orta burunluk köprüsünün camın 

delinerek kullanıldığı gözlüklerde bu nedenle polikarbon güneş camı kullanılır. Bu, delinen bölgenin çatlayarak

 sonrasında kırılmasını önlemek için yapılacak en iyi tercihtir. 


Film Camlar (Naylon veya Poliamid / TAC Yaprak Camlar)


Naylon veya poliamid ( taç yaprak polarize ) yeni bir üst sınıf performans malzemesidir,

 polikarbonat ve CR-39 lenslerin olumlu yönlerini birleştirir. TAC Film (yaprak) güneş camları, son derece hafiftir 

ve delindiklerinde çatlama yapmazlar, bazı çerçeveler için istenilen şekle getirme esnasında mükemmel bir esnekliğe 

sahiptir. Genel amaçlı gözlüklerde ve aktif sporlarda giderek daha yaygın olarak kullanılmaktadır.



Polarize Kaplama


Polarize güneş gözlükleri,  uzun yıllardır denizciler tarafından sudan kaynaklanan parlamayı azaltmak

 için kullanılmıştır. Bununla birlikte, son yıllarda, polarize güneş gözlüklerinin faydaları, diğer açık

 hava sporcularının yanı sıra sürücüler ve genel kullanıcılar tarafından da tercih sebebi olmuştur.

 Böylece, polarize güneş gözlüklerinin popülaritesi, kullanılabilirlikleri kadar önemli ölçüde artmıştır.

 Polarize güneş gözlüklerini tercih eden aktivite grupları arasında su sporları, kayak, golf,

 bisiklet ve jogging sayılabilir. Bu aktiviteler için daha net bir görünüm sunar ve parlamayı ortadan 

kaldırır.


Düz yol veya su gibi yüzeylerden yansıyan ışık genellikle yatay olarak polarize edilir. Bu yatay

 polarize ışık, merceklerdeki dikey olarak yönlendirilmiş polarizörler tarafından bloke edilir.



Anti-reflekte (Antirefle - AR) Kaplama


Ön ve arka lens yüzeyine uygulanan çeşitli metal oksit tabakalarından oluşur. Katmanlama etkisi 

nedeniyle, AR kaplamaları, bireysel imalatçı prosesine bağlı olarak bazen yeşil veya mor renkte bir

 ipucu verir. Her tabakanın, yansıyan ışığı bloke etmesi, ışık kaynaklarının etrafındaki parlama, 

rahatsız edici yansımalar ve halelerdeki azalmaya neden olacak şekilde hesaplanır. AR kaplamaları 

zararlı ışınların kesilmesinde su ve kar üzerinde de etkilidir.



Ayna Kaplama Camlar


Son derece yansıtıcı olmanın yanısıra gözümüze ulaşan ışık miktarını büyük ölçüde azaltır. 
Genellikle karanlık güneş gözlüğü lensi üzerine uygulanır, herhangi bir temel renk üzerine deuygulama olabilir. Ayna kaplı güneş camları, kaplanmamış camlardan % 10 - 60 oranında dahafazla ışığı absorbe eder. Ayna kaplamalı camlar yüksek irtifalar  kum, su ve kar için kullanılması en iyi olan cam çeşididir. En yaygın olanları gümüş, altın ve bakır metalik kaplamalar olsa da, günümüzde birçok renkte ayna kaplamalı güneş camını bulabilirsiniz.



25 Ekim 2021 Pazartesi

Aqua di Polo Alışverişim ve Retro Trendleri



İçinde olduğumuz bu hastalık ve salıgın döneminde hemen her türlü ihtiyacımızı artık online olarak yapabiliyoruz. Sanırım ben bu duruma epeyce de alıştım. Hem zamandan tasarruf oluyor hem de bir tıkla önümde birden fazla seçeneği aynı anda görünce karar vermem de daha kolay oluyor.  Tabii burada da kıstasım bildiğim güvendiğim, olası iade ya da değişim sürecinde beni sıkıntıya sokmayacağını bildiğim markaları tercih etmek.




Kendim için laptop çantası almam gerekiyordu, hem çok fazla detaylı olmayan sade bir model hem de unisex  kullanılabilecek bir çanta arıyordum.  Aqua di Polo sitesinde karşıma çıkan bu  gri laptop çantasında karar kıldım. Çantanın önünde ajanda, cüzdan anahtarlık gibi eşyalarımı koyabileceğim bir fermuarlı gözü var, içerisinde de bilgisayarımı güvenle taşıyabileceğim darbe emici bölmesiyle tam ihtiyacıma yönelik oldu. Açıkcası pembesini mi alsam gri mi olsa diye biraz tereddüt ettim ama iyi ki bunda karar vermişim, eşim de arada ortak olurum dedi :)))



Sevdiğim  bir İtalyan markası olan Aqua di Polo sitesine girince elbette sadece bir çanta alarak çıkabileceğimi düşünmeniz beni üzerdi. Evlilik yıldönümü hediyesi olarak eşime de bir şeyler bakayım dedim. Eşim işi dolayısıyla genellikle klasik giyimi tercih ettiğinden ona şık bir saat almayı planlıyordum.  Siyah metal kayışlı bu saatin hem tasarımı hem de klasik spor tamamlayıcılığı açıkcası benim hoşuma gitti. Yanına da bir parfüm seçtim. Markanın Gran Paradiso  parfümü dengeli ve çeşitli kokuları içinde barındıran sofistike ve hafif kokuları sevenler için çok yerinde bir tercih. Saat ve parfüm ikilisi eşimi fazlasıyla mutlu etti yıldönümü hediyesi olarak. 




Peki eşim beylere hediye alırken kendime neden almayayım değil mi ? Hele de Aqua di Polo web sayfasındaki güzel kampanya fiyatlarından faydalanmadan çıkmam düşünülemezdi .  Ne zamandır kendime almak istediğim Retro saat modeline karar vermem benim açımdan hiç zor olmadı . Çünkü bu ara o kadar hoşuma gidiyor ki bu retro saatler. Dijital dikdörtgen kasası ekranı ve rose rengini bir araya getirmesi kadar tarih kokan bu koleksiyondan bir parça edinmek çok mutlu etti beni.  Bu retro dijital saatlerin bir de çiçekli modelleri var , iki model arasında epey bir kararsız kaldıktan sonra ben bunda karar kıldım. 


Ve elbette her online alışverişimizin vazgeçilmez parçalar kolonyalar. Hemen her çantamda ayrı , evde ayrı arabada ayrı kolonya derken artık hayatımızın eksilmez bir parçası oldukları  bir gerçek. Klasik limon kolonyasından farklı seçenekler görünce ben mutlaka denemek istiyorum. Aqua di Polo sayfasında özellikle Mandarin sprey kolonya görünce dayanamadım. Dalından yeni koparılmış mandalina kokusuyla beni şimdiden müdavimi yaptı diyebilirim. Eşime de arabasında kullansın diye Bamboo Green Tea kolonyasından aldım.  Günün büyük bir kısmını trafikte ve mobil olarak geçirdiğinden gün içerisinde tazelenmiş hissi için bence tam da ona uygun oldu. 



Benim gibi online alışverişi ve vaktini etkin kullanmayı sevenler için bu tecrübemi de paylaşmak istedim. O zaman ilk alışverişe özel % 25 indirimi ve indirim kodunu görmek için hemen web sayfasına ışınlıyorum sizi.