anne-çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne-çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2022 Pazar

ESKİ BİR DOĞUM HİKAYESİ


Bahar gelsin diye hevesle bekleyip de baharın kendini gösterdiği ilk günü sular seller gibi duygusal geçirip sonrasında da eski bir günlüğüme gömülüp hafızanın kaybetmeye çalıştığı şeyleri anımsamak. Ne çok yazmışım, ne çok dökmüşüm içimi. Kağıtlarda kalsın istemedim buradan çok insana ulaşsın , birilerine belki nefes olur yalnız olmadıklarını gösterir dedim.

31 Mayıs 2014 tarihinde kaleme almaya başlamışım. Gezi Direnişinin 1. yıldönümü diye de not etmişim. 

*******

Çok şey var yazacak paylaşacak. Neresinden tutacağımı bilmeden oturdum kalemi aldım elime. Arada geri dönüşler ufak anektodlarla anlatmaya çalışacağım. Yaşarken hissettiğimizi verir mi bilmem ama hiçbir fikri olmayan, otizmi hiç bilmeyen birilerini bir nebze durup düşündürürse yeter. Her engelli çocuğun aileisnin en çok istediği şey evladının toplumda kabul görmesİ. Kendi özel mücadelelerimize çok başarılı olamayıp kuyunun dibinde buluyoruz çoğu zaman kendimizi. Derin bir nefes alıp otizmi nasıl anlatabilirim diye düşündüğümüzde ne çok hikayemiz var hepimizin. 

Bugün geri çevirdiğimde başımı, içimi en çok acıtan , en eksik kaldığım yer hastane odası. Hani o her çocuğun anne göğsünde ilk fotoğraf karesinin çekildiği yer. Anne ile o ilk tanışma , birbirinin kokusunu alıp sonsuz bağın düğüm yapıldığı o eşsiz an. Biz Tuğra ile yaşamadık . Onu benden alıp küvöze koymuşlar , beni de bir dolu kalabalığın içinde yapayalnız bırakmışlardı. Bugün her yeni doğum yapanı ziyarete gittiğimde o ilk anın sızısı aklıma gelir yüreğim burkulur boğazıma kocaman taş oturur. Kimilerine göre belki de hiç önemi yok. Hiç anne olamamış kadınları düşününce de ne büyük şımarıklık benimki diyorum. İnsanoğlu hep böyle değil mi , kendinden iyisine odaklanıp harap olmanın bir yolunu elbet bulur. Yakında 16 yaşında olacak ama benim için bu hastane odası mevzu hala çözülmemiş travma. 
Günün birinde bir çılgınlık yapıp yaşadığım travmanın geçtiğini kabul edip inanırsam yeniden anne olurum kim bilir ( Bu satırlardan 1,5 yıl sonra Yalın hayatımıza girdi. Bir umut belki de o eksik kareyi tamamlarım demişim fakat Yalın' ın doğumunda da o kareye kavuşamadım, ikinci bebeğimi de kucağıma vermeden yoğun bakım küvöze koydular. )

*******
29 Haziran 2006 onu ilk gördüğüm gün. Doğumunun ertesi günü. Doğum yaptığım gün beni ayağa kaldırmayı deneyip başarılı olamayınca yoğun bakımdaki tanışmamız ertesi güne kalmıştı. Hemşirenin inadıyla bir an ayağa kalkıp da ayakta duramayınca tekrar yatağıma yatırmışlardı beni. Galiba narkozun da etkisiyle ne anne olduğumu tam idrak edebilmiştim ne de hayatımın bundan sonrasının bambaşka olacağının.

Bir gün öncesi henüz karnımdaki bebeğim gelişimini tamamalamışken ( 34 haftalık ) sabah evde fenalaştım ve Orhun ' u aradım. O sırada da kendime kahvaltımı hazırlayıp 8 aydır her sabah olduğu gibi sabah kusmamı bile yapmıştım.     Ama ters bir şey vardı kendimi iyi hissetmiyordum, bunu izah edebilecek gücüm bile yoktu. Orhun' dan doktoru aramasını rica ettim. İzinde olan ve 8 aylık hamile hastasına gayet ciddiyetsiz ve sorumsuz şekilde idrar yolu enfeskiyonu olabileceğini söyleyip dahiliye uzmanına görünmemi söylemiş. Beni almaya eve geleceğini söyleyince ben iyiden iyiye halsizleşmeye başladığımın farkındaydım ve Orhun geldiğinde kapıyı açacak gücüm olmaz belki diye anahtarı kapıdan çıkarıp onu beklemeye başlamıştım. Orhunun yardımıyla üzerimi değişip Medipol Koşuyolu Hastanesi dahiliye doktorunun odasında muayene olurken kusmanın basıncıyla başlayan kanamam fitili ateşledi. Kendi doktorum izinli olduğu için hastanedeki herhangi bir jinekolog tarafından acilen muayene edildim. Şu an yazarken bile kalbim deli gibi çarpıyor. Yazın o sıcağında soğuk terler dökerek tekerlekli sandalye ile doğumhaneye çıkarıldığımı , ilk ke gördüğüm bir doktorun gelip beni muayene ettiğini anımsıyorum. Bebeğin kalp atışlarını duyduktan sonra beni acilen doğuma almaları gerektiğini söyledi doktor. O an dediğim tek şey '' DAHA 8 AYLIK , YAŞAMAZ Ki
BU BEBEK '' 
Başka seçim şansım yoktu, hasta bakıcılar ve eşimin yardımıyla üzerimdeki her şeyi çıkarıldı ve ameliyat için beni hazırladılar. Şaşkınlığımı, şaşkınlığımızı anlatacak kelime bulamıyorum şu an. Orhun' a kardeşlerime haber vermesini söyledim. Ben hastaneye gelirken telefonumu yanıma almamıştım. Aksilik üstüne aksilik Orhun' un da da telefonu tam da orada bozulmuş çalışmıyordu. Doğup büyüdüğümüz şehirde bir başımıza çaresiz ve yapayalnız doğumhaneye gidiyorduk. Halimiz öylesine zavallı idi ki tarif edemiyorum. Asansörde hasta bakıcının telefonu ile Orhun babasını arayıp haber verdi. Sonrasında buz gibi bir ameliyathane , aletler sesler kalabalık arasına katılıp kendimi avutmaya çalıştığımı şimdi bile anımsıyorum. '' ŞİMDİ UYUYACAĞIM VE UYANDIĞIMDA HER ŞEY GEÇMİŞ BEBEĞİM DE YANIMDA OLACAK '' 
Narkoz verilmeden doğuma girecek olan ve henüz 15 dk önce tanıdığım doktor Leyla hanım geldi ve '' Her şey çok güzel olacak Allahın izniyle '' dedi ve sonra derin bir uyku....

*******
Tıp dilinde PLASENTA DEKOLMANI  denilen bir şekilde dünyaya geldi Tuğra. Bebeğin anne karnındaki yuvası plasentanın dışına çıkması en basit anlatımıyla. Detaylı olarak bakmak isterseniz yukarıdaki kırmızıya bir tıklayıp detaylara bakabilirsiniz. Dekolman doğum oksijensiz kalma ve bir dolu yaşamsal riski de beraberinde getiren bir olay. Plasentanın ayrılması durumunda kanama hemen başlarsa biraz daha süreci önceden yakalayıp riski azaltmak mümkün iken bendeki gibi kanamanın gizli olup sonradan ortaya çıkmasıyla doğumsal riskimiz epeyce atmış. Öyle ki hem benim hem bebeğin hayatını kaybetmesi yüksek olasılıkla beklenen bir durummuş. Benim kanamam önceki gece başlamış aslında ama bana sinyalı sabah vermiş ağrı ile, hastanede kusmanın yarattığı basınç ile de kanama başlayınca sürecin adı konulup aksiyon alınabilmiş. Kanama olmasa her ikimizin zehirlenmesi ve hatta daha da geç kalınsa kaybedilmiş olmamızla sonuçlanacaktı. Sonrasında Plasenta Dekolmanı neden olur, ne yaptım da buna sebep oldum acaba diye çok araştırdım, çok sordum çünkü bir sorumlu bulmak zorundaydım. Ve en yakınımda kendim vardım. Leyla hanımın dediği '' siz ne yaparsanız yapın buna dışarıdan sebep olamazsınız, lütfen kendinizi suçlamayın '' lafı bile beni uzun yıllar rahatlatmadı. 

Doğum sonrası uyandığımda yanımda kim vardı hatırlamıyorum. Ben doğumdan çıkana kadar haber herkese ulaşmış, hepsi hastaneye koşmuştu. Kimseler yanımda tepkisini üzüntüsünü belli etmese de bir doğum sevinci yoktu odamda. Yüzüme yalandan gülüp odadan çıkıp ağladıklarını sonradan öğrendiğim bir dolu insan. Odada bir bebek ağlaması eksik. '' Erken doğduğu için kuvözde ''diyorlar bana sadece, narkozdan belki de sorgulamıyorum ya da korkuyorum duyacağım şeyden. Hatta aklıma kötü bir şey gelmediği gibi salak salak da gülümsüyorum. Aynı gün hemşire odaya gelip beni ayağa kaldırıp yürütmek isteyince anladım yolunda gitmeyen bir durum olduğunu. Ayağa kalkamadım, tansiyonum hala yüksekti. Kalkar kalkmaz tekrar yatağa oturttular beni. Ardından kocaman bir aletle doktorum geldi , beni muayene etti. Öğrendim ki doğum esnasında rahmimi alma durumu bile olmuş. Belki de tekrar anne olamayacaktım. İnsan ne saf ve başına gelenden nasıl da bihaber olabiliyor bazen. 

********
29 Haziran 2006 onu ilk kez gördüğüm o günü hiç unutmayacağım.  Benden önce yoğun bakım penceresiden gören herkes ne kadar güzel olduğunu anlatmışlardı bana. İçimdeki '' Acaba kötü bir şey oldu da benden gizliyorlar mı ? '' hissinden kurtulacağım için inanılmaz mutlu olduğumu hatırlıyorum. Sonunda kendi gözümle görüp derin nefes almak için sabırsızlanıyordum. Ağrımı unutup içime dolan o annelik gücüyle Orhun'un koluna girip yoğun bakım odasına oğlumla tanışmaya indim. Üzerime özel steril kıyafetleri giyip ellerimi dezenfekte edip doktorumuzla içeri girdik. Ona doğru yaklaşırken gördüğüm her kuvözdeki bebeğe merakla baktım, hangisi acaba diye kalbim deli gibi atarken onu gördüm. Bembeyaz pamuk gibi vücudunun her yanında kablolar teller bağlı olan minik masum Tuğramı. Hiç hayali kurulacak bir ilk karşılaşma değildi. Gerçekleri yavaş yavaş duymaya başlıyordum işte. Hayatta olması bile bir mucize olarak görülüyordu. Zor bir yoldan gelmişti ve daha da uzunca bir yolu vardı yanımızda olabilmesi için. Görür görmez hıçkıra hıçkıra ağladım, içimde durmayıp çıkmak istemiş 1900 gr bu küçük yavru benim miydi? Nasıl büyütecektim? Tüm korkularımla o anda tanıştım. Henüz dokunamadığım bir yavrunun sızısı taa içime oturmuştu işte. Ömrümce içimden sökülmeyecek kadar derine.


devam edecek...

1 Haziran 2018 Cuma

Karne Hediyesi Ne Alsak ?




Çocukken bana karne hediyesi alındığını hiç hatırlamıyorum. Alınsaydı muhtemelen çok mutlu olurdum. Ama annem her yaz tatilinde kız kardeşimle beni Kapalıçarşı ' daki Sahaflara götürür ve bir dolu ikinci el kitap alırdı. Dünyanın en mutlu çocuğu olurdum. Adına karne hediyesi denmezdi ama tüm tatili keyifle geçirmemizi sağlardı o kitaplar. Şimdiki gibi elektronik merakı olan bir nesil de değildik biz. Çok heves edip harçlıklarımı biriktirip almıştım ilk walkmani mesela. Başka da bir elektronik hevesim hiç olmadı. Devir değişti tabii. 

Tuğra okul hayatına başladığından beri hemen her karne döneminde ufak da olsa onu sevindirmek için hediye alıyoruz. Hediye olarak bisiklet, scooter, tablet aldık bugüne kadar. Genelde her çocuğun ilgi alanları farklı. Tüm yılın çabasını mükafatlandırırken elbette önceliğimiz onları mutlu edecek bir seçenek olması. Sporla ilgisi olmayana basket topu, kitap okumayı sevmeyene kitap almak yerine ilgi alanında onları daha da yüreklendirecek armağanlar almak gerekir diye düşünüyorum.

Son zamanlarda Tuğra müzik dinlemekten çok hoşlanıyor mesela. Müziğin onu sakinleştirdiği ve mutlu ettiği kesin. Özellikle Yalın' ın uyku vakitlerinde gönlünce vakit geçirebileceği bir kulaklık iyi bir karne hediyesi olabilir gibi. Hele şu üzerinde araba figürlü olana bayıldım ben bile. Ama bundan tek alırsak evde kesin kavga çıkar. Yalın' a da oyun grubunda bir karne verecekler mi acaba :))) 




Bir diğer düşündüğüm alternatif de son dönemlerde çokça rastladığımız Hoverboard. Okulda birkaç kez arkadaşlarında görüp heveslendi fakat tam olarak bir pratik yapıp hoşuna gidip gitmeyeceğine bakmak gerek. Bir de bunu alırsam sanki benden Tuğra' ya pek fırsat kalmaz mı acaba ? 

Aklımdaki diğer bir hediye seçeneği de fotoğraf makinesi. Ve aslında Tuğra' nın en çok ilgilenmesini istediğim şey fotoğrafçılık. Bir dönem eski dijital fotoğraf makinemi eline vermiş ve etrafındakileri fotoğraflamasını istemiştim. Bu tarz görsel aktivitelerin onun ilgisini daha çok cezbedeceği kesin.  Şimdi ben bir değerlendirip sonra Orhun' la ortak bir karara varıp karneye kadar kararımızı vermiş oluruz umarım. Bu arada Media Markt internet sitesinden de bahsettiğim karne hediyelerine ve çok daha fazla alternatife ulaşabilirsiniz.  Birçok üründe de cazip kampanyalar var. Karne hediyesine karar vermeden önce bir inceleyin bence. 

Şimdiden tüm çocuklara keyifli bir yaz tatili diliyorum. Kendime ve tüm annelere de bol bol enerji ve sabır… 





25 Şubat 2018 Pazar

Bebeğinizin İsmini Seçerken



Yetişkin olup da hala ismini sevmeyen, hatta değiştirmek için uğraşan çok insan tanıdım. O yüzden çocuğuna isim vermek bir anne babanın bence ilk önemli görevi. Eskiden cinsiyet de doğum öncesinde bilinemezken ne çok işi varmış meğer anne babaların. Her iki cinsiyet için de isim seçenekleri düşünmeleri gerekiyormuş. Artık nispeten işimiz kolay. Bebeğimizin cinsiyetini öğrenir öğrenmez başlıyoruz isim araştırmaya. Bir de internet denen kolaylık var tabii en önemlisi.

Biz iki oğlumuzda da açıkcası son haftalara kadar isim için netleşemedik eşimle. Tuğra doğmadan önce televizyonda izlediğim bir yarışma programında adına rastlayıp hoşuma gitmişti. Sonra doğuma yakın rüyamda da Mustafa adını görünce ismi Mustafa Tuğra oluverdi.  İsimler ve anlamları kesinlikle çocuğun da  kişiliği ile örtüşüyor zamanla. O sebeple ikinci çocukta isim ararken kriterlerim değişti. Tuğra gibi güçlü ve hayatımıza damgasına vuran bir isimden sonra anlamına daha da fazla odaklandım.

Yalın doğmadan önce de daha sade , daha yormayan bir isim arayışındaydım. Yakın arkadaşım Aslı bize her geldiğinde '' isim buldum, hadi şu olsun '' diyip beni heyecanlandırıyordu. Doğuma yakın haftalarda listemiz kabarıklaşıp da karar veremez duruma gelince aramızda bir oylama bile yapmıştık hatta. Eşimi tahtanın başına alıp olası seçenekleri yazıp aramızda eğlenceli bir oyun oynamıştık. 

Çocuğumuza vereceğimiz ismin kökeni de  bizim için önemliydi. Türkçe isim sözlüğüne de bakıp araştırmamızı yaptık. Tuğra için iki isim koyunca bu sefer yine iki isim olsun dedik. Durum daha da zorlaştı tabii. Tuğra' nın ilk ismi Mustafa, benim her iki dedemin de adı aynı zamanda. İkinci oğluşun ilk adı da büyük dedesinin adı '' Faik '' olsun dedik. Böylece Faik Yalın isminde karar kıldık. 

Çocuğunuzun cinsiyetine göre araştırma yapıp isim seçme şansınız da var. Anlamına da bakmadan isim seçilemeyeceğine göre mutlaka anlam araştırması da yapılmalı. Mesela kızınız mı olacak, kız isimleri ve anlamları diye bakmakta fayda var.  Aradığınız ismi tıkladığınızda anlamını, kökenini ve ona benzer diğer isimleri de görebiliyorsunuz.


Ben kendi oğullarımın isimlerine baktığımda örneğin;

Tuğra yazdığımda ;

cinsiyet : erkek

köken   : türkçe

anlamı  : osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, özel bir biçimi olan işaret



Yalın diye aradığımda ise ;

cinsiyet  : kız / erkek 

köken    : türkçe

anlamı    : 1. gösterişsiz, süssüz, sade
                2. alev, ateş
                3. taş, büyük kaya
                4. çıplak, örtüsüz 





Bu yazımı okuyan ve bebek bekleyen, bebeklerine isim arayışında olan ailelere bir fikir vermişimdir umarım. 

21 Şubat 2018 Çarşamba

Pembeyanak.com Alışverişim



Çocukların her dönemi başka bir heyecan oluyor evde. Ek gıdaya geçerken ayrı, bezden ayrılırken ayrı telaş. Her ne kadar ikinci çocuk da olsa insan araya uzunca bir vakit girince sanki hiç daha önce anne olmamış gibi yeniden heyecanlanıyor. Tuğra tuvalet eğitimi esnasında lazımlık kullanmak istememişti; ne kadar lazımlık aldımsa hiç kullanmadan atmıştım ben de,  ısrarcı olmamıştım. Ama Yalın için eğlenceli bir tuvalet eğitimi süreci bizi bekliyor. Çünkü annesi ona müzikli bir tuvalet oturağı aldı. 

Son yıllarda alışverişlerimin büyük bölümünü internetten yapıyorum. Hem ciddi zaman sıkıntım var, malum tüm gün Tuğra ile okuldayım, hem de  internetten alışveriş çok daha kolay ve ekonomik geliyor. İnternette dolanıp farklı markaları karşılaştırıp en uygun ve güvenilir alışveriş sitesinden kısa sürede işimi hallediyorum. Çoğu zaman sürecin bir yerlerinden tıkanmalar yaşandığı için alışveriş yaptığım siteyi titizlikle seçiyorum. Fisher Price oturak için de araştırırken 3 yıllık genç bir internet sitesi ile tanıştım.  Pembeyanak sitesinin 10.000 üzerinde sipariş gönderimi yapmış olması  ve 4000 üzerinde ürün çeşitliliği ile tam bir bebek alışveriş cenneti. Ayrıca benim için sosyal medyayı aktif kullanıyor olmaları da bir artı oldu. Ama hepsinin ötesinde sosyal sorumluluk projelerine destek veriyor olmaları çok hoşuma gitti. İstanbul içi mobilya kurulumlarını da ücretsiz yapıyorlarmış, İstanbuldaki arkadaşımlar bence bunu hatırlarında tutsunlar. 






Ben tuvalet eğitimi için önümüzdeki Nisan ayında ufaktan denemelelere başlayacağım. Pembeyanak sitesinden siparişi verir vermez evde bende bir heyecan başladı. Acaba küçük bey hazır mı, oturağı görünce ne yapacak diye düşünürken daha aynı gün siparişimin kargoya verildiğinin haberini aldım. Açıkcası bu kadar hızlı olmasını hiç beklemiyordum. Ertesi gün gayet muntazam paketlenmiş halde kargomuz elimize ulaşmıştı. Benim için hızdan ziyade ürün faturasının elektronik olarak gönderiliyor olması, kargo aşamasında düzenli bildirim geliyor olması ve hasarsız ve düzgün teslimat çok önemli. bu anlamda bu sipariş https://pembeyanak.com sitesinden ilk siparişim fakat bundan sonra Yalın için ihtiyacım oldukça güvenle kullanacağım. 


Yukarıdaki fotoğraftan da anlaşılacağı gibi Yalın bu lazımlık olayını çok sevdi. Açıkcası vereceği ilk tepkiyi merakla beklemiştim. Bu kadar kolay ve itirazsız gidip üzerine oturması beni gönüllendirdi. Havalar ısınır ısınmaz bizim seyyar müzikli eğlenceli tuvaletimiz kullanılmaya başlar. Sonrasında üzerindeki parçayı alıp klozete takarak da kullanmaya devam edilebiliyor olması çok hoşuma gitti. 

18 Aralık 2017 Pazartesi

Splat Bebeklere Diş Fırçalamayı Sevdirecek



Çocukların diş gelişimi için bebeklikten itibaren fırçalama düzenine dikkat etmek gerekiyor. Her ne kadar genetik faktörlerin de etkisi yadsınamaz ise bizim özenli bakımımız çok önemli. Bebeklerdeki biberon çürükleri ve benzeri diş sıkıntıları biz anneleri ne kadar üzüyor biliyorum. Henüz minicik bebeğinin dişlerinin sağlıksız gelişmesini tabii ki hiçbir anne istemez.






Sizde durumlar nedir bilmiyorum ama bizde diş fırçalama zamanları tam bir kaos yaşanıyordu evde. Yalın kendisine çeşit çeşit diş fırçası almama rağmen bir türlü mutlu olmuyor ve hepimizin fırçasını alıp ortalığı birbirine katıyordu. Maksat temizlik değil tamamen sululuk oluyordu tabii. Biz de ondan gizli işimizi halledip fırcalarımızı saklamaya başladık çözüm olarak . Buraya kadar gayet güzel de Yalın için bir çözüm bulamamıştım. Ta ki Splat ile tanışana kadar.


Geçtiğimiz hafta Ankara Annelerinin  ( Sevgili Gülsen ve Sevgili Canan' ın oluşturduğu topluluk ) düzenlediği bebek partisinde tanıştım Splat ile. Aslında uzun zamandır sosyal medyada karşılaşıyordum ama bir şekilde denk gelmemiştik. Ben de görür görmez çok heyecanlandım. Ama bu ürünün tam olarak Yalın' ın sorununu çözeceğini kullandıktan sonra anladım.










0-3 yaş arası bebekler için özel olarak formüle edilmiş olan diş macunu elma ve muz aromalı. Tadına elbette ki Yalın'dan önce ben baktım, gayet keyifli.Fakat burada asıl can alıcı nokta içindeki minik fırçalama aparatı. Aparatı işaret parmağınıza geçirip bebeğinizin dişlerini çok etkili bir şekilde fırçalamanıza fırsat veriyor. Diş fırçası ile açıkçası bu şekilde tüm dişlerine ulaşmayı başaramamıştım ben. Yalın da videoda görüldüğü üzere çok keyif aldı bu durumdan. Arada benim parmağımı ısırıp kendince de oyununu oynadı. Şimdi akşam ailece banyoya girip uykudan önce dişlerimizi fırçalarken Yalın ortalığı birbirine katmıyor. Parmağıma Splat aparatını geçirdiğimi gördüğü anda koşup yanıma geliyor. 







4 Ocak 2017 Çarşamba

Yalın Büyürken



Aslında ne zamandır ekran başına geçip böyle bir yazı yazma fikrim vardı. Ancak rutin telaşların peşinde günün sonuna vardığımda çoğu vakit bırakın yazabilmeyi, konuşmaya bile mecalim kalmamış oluyor. Ama hayat geçiyor ve öyle acımasız ki anıları da hızıyla beraber çoğu zaman sürüklüyor peşisıra. Bir yerlere not edilsin, kazınsın hafızalara, sonsuz olsun diye çabalamak bebek büyütürken sanırım çoğu annenin ortak isteğidir. Vakit yaratabilen sayısı oldukça azdır. Yalın doğduğundan beri beğenip  ayırdığım fotoğrafları hala tab ettiremedim en  basiti.  Fotoğraf albümünü açıp da çok eskiye değil sadece birkaç ay öncesine dönünce bile insan hüzünleniveriyor. Evlatlar büyüyor biz ihtiyaçlarını karşılamaya  çalışırken.  Çoğu vakit güzelliklerini es geçip farketmezken evlatlar büyüyor. Hele de tek değil de çift ise sizin bakımınıza muhtaç olan öyle güçlü sızısı kalıyor ki yapamadıklarımızın. 

Bir yaşına artık az bir vakit kaldı. Sanki doğduğu gün dün gibi oysa. Büyümesini izlerken her aşama bizim için öylesine büyük merak unsuru ki sevinçle, gururla ve pek tabii aşkla takip ediyoruz canımızı. Aslında pek elimizde olmasa da bir önceki evlatla karşılaştırarak bekliyoruz acaba onu nasıl yapacak, bunu ne zaman becerecek diye. Daha doğar doğmaz başlıyoruz ilk gülücüğünü beklemeye, güldüğünde bizim de yüzümüzde güller açacak ya nasıl kıymetli o ilk gülüşler. Sonra biraz ele avuca geliyorlar, hadi diyoruz artık anne sütünün yanına ek gıdalar da gelsin. Pürelerle başlayıp  acaba ne zaman pütürlü yemeye başlayabilir diye bekliyoruz. Çoğu annenin korkulu rüyasıdır ya hani ya alışamazsa pütürlü yemeye, ya uzun yıllar blender mahkumu kalırsa diye endişe ederler. Yemesi düzene tam girer hadi bakalım geceleri de artık karnı doyuyor bakalım ne vakit kesintisiz sabaha kadar uyuyacak diye beklemeye koyuluyoruz. Beklemek hiç bitmiyor. Ve biliyoruz ki daha yolun başı bu. 







Hep yatar pozisyondan artık sıkılıp ufaktan ufaktan oturmaya başladığında da desteksiz oturabilmesini, yana devrilmeden kendini kontrol ederek kalabilmesini bekliyoruz. Ne çok beklenti içindeyiz değil mi minicik insancıklardan ? Kendimiz olduğumuz yerde sayarken minicik bedenleri hep gözleyerek bekliyoruz. Ne büyük sabır bu insan yavrusunun evrilip de büyümesi işi. Oturmayı halledip de emekleme moduna geçmesi de en heyecanla beklenen aşamalardan biri. Fatma hanımın kızı şunu yapmış, Ayşe hanımın torunu bunu etmiş diye sürekli karşılaştırılmak da bu işin cilvesi. Hiçbir başka bebeğin yapabildiği ya da yiyebildiği ile kendi bebeğinizi karşılaştırmayın. Hem bebeğinize hem de kendinize yapacağınız en büyük kötülüktür bu. O özel bir bebek ve siz de onun annesi olarak seçilmişsiniz. Ona sizden daha iyi bakabilecek bir başkası yok, bunu aklınızdan asla çıkarmayın. Tanrı bize bir evlat sahibi olma şansını vermişse eğer onu layığı ile bakıp büyütülmek için gerekli gücü de içimize yerleştirmiştir inanın.


Şimdi gelelim bizim minnoş adamın gelişimine. Miniş bir adam olarak 1900 gr doğdu dünyaya fakat Yalın paşam da abisi gibi sımsıkı tutundu bize ve evimizin neşesi oldu son 10 aydır. Özellikle bu son 1 yıl 2016 yılı öylesine felaketlerle geçti ki hem bireysel olarak hem de ülke olarak nefes bile alamayacak duruma geldik. Şunun şurasında birkaç gün sonra gelecek olan 2017 yılına büyük umutlar bağladık hepimiz. Benim açımdan Yalın geçtiğimiz yılın tek güzel yanıydı. Nefesimin tükendiğini hissettiğim her an ona baktım, gücümü tekrar yükledim sanki bedenime. Kelime oyunu gibi gelir eminim okuyan bazılarına ama anne olanlar yüreklerinden anlayacaklardır bu dediğimi. Onun bana ihtiyacı olduğunu bilmek ayağa tekrar son bir gayretle kalkmamı sağladı, Tuğra zaten benim masum meleğim yorduğu kadar sabrı öğretenim. Bu iki güzel evlat olmasa bazı günler kapatıp dükkanı gitme isteği yakama öyle bir yapıştı ki anlatılmaz. Konu konuyu açtıkça açtı yine çözüldüm yazdıkça. Uzun lafın kısası Yalın artık 10 ayı geride bıraktı, 1 yaşımıza sayılı günler kaldı. Ha güldü gülecek, ha emekledi emekleyecek derken az kaldı yakında 1 olacak.

Anne sütü erken bitip de sadece mamayla devam etmemizden dolayı Yalın' ın ek gıdalara geçişi 5. ayda oldu. Neredeyse 5 aydır bir iki sefer dışında hiç püre yemek istemedi, her verdiğimi pütürlü şekilde tatmayı seviyor. Bildiğin küçük bir adam, tam bir Türk erkeği kendisi. Ekmeği seviyor, yemeğin suyuna bandırarak yedirilmesinden hoşlanıyor ve açlığa tahammülü yok. Yumurtayı, brokoliyi, buharda pişmiş balkabağını ve kefiri seviyor. Püre halinde verilen hiçbir bebek mamasını sevmiyor. Her hazırlanan sofrada baş köşede mama sandalyesinde üzerinde hazır bulunmaktan inanılmaz keyif alıyor. Özellikle geceleri uyku arasında acıktığında tüm evi ayağa kaldıracak kadar güçlü çığlıkları ile edepsizliğini bütün apartmana duyuruyor.




İşin özeti zaman çok çabuk geçiyor, arada durup es vermezsek ve geleceğe kayıt bırakmazsak çoğu güzel anı da unutulup gidiyor. Telaşların arasında kendimize vereceğimiz ufak molalarda belki buralara daha sık uğramak için sebebimiz olur böylece. Bir post da Yalın oğlanın günlük beslenmesi ile ilgili yazacağım bir ara. Uzman olarak değil ama bir anne olarak sadece örnek olsun, fikir versin diye elbette.

4 Kasım 2016 Cuma

Bebek Bisküvisi


Ek gıdaya geçtiğimiz günden beri aklımdaydı bebe bisküvisi yapmak. Arkadaşlarıma sordum, bir dolu tarif araştırdım, içine ne koyabilirim derken ortaya tamamen kendime ait bir reçete çıktı. Yalın bir süredir kahvaltılarını bulamaç şeklinde karışık yemiyor; bir sabah peynirli omlet yiyorsa ertesi sabah ekmek peynir pekmez vs ile klasik kahvaltı yapıyor. Aslında çok da fazla bebe bisküvisi gerektiren bir durum kalmadı. Meyvelerini bisküvi olmadan rendelenmiş olarak tüketiyor. Fakat bu sabah bizim elimizde bisküvi görünce almak istedi, önce vermek istemedim. Baktım olmayacak mecbur eline bir küçük parça tutuşturdum. Hazır gıda asla vermem, diye büyük laflar etmiyorum. Evde 10 yaşında  bir de abi olunca ister istemez eve hazır paketli çeşitli gıdalar giriyor. İnsan ilk çocuğundaki idealist anne modelinden ikincisinde bence biraz uzaklaşıyor. Ya da bende öyle oldu. Tuğra' nın bebekliğinde olduğum gibi bir anne değilim şu anda. Daha tecrübeli ve daha bilinçliyim o bir gerçek ama çok daha da rahat ve esnek davranıyorum. Hayatta tek bir doğru olmadığını görmüş, bilmiş olarak ölçülü olmanın  doğruluğuna inanıyorum artık. Her neyse lafı uzattım. Yalın baktım elinde bir güzel bisküviyi yedi, hemen masadan kalkar kalkmaz kurabiyeyi hazırladım. Biz ev ahalisi olarak lezzetini çok sevdik, Yalın' a diye yapıp hepimiz birden yeriz bundan böyle. 


Malzemeler ( 30-35 adet bebe bisküvisi için )
125 gr oda ısısında tuzsuz tereyağı 
3 yemek kaşığı ev yoğurdu
2 tepeleme yemek kaşığı buğday ruşeymi
2 yemek kaşığı keçiboynuzu tozu
2 yemek kaşığı esmer şeker
3 yemek kaşığı irmik
1 tatlı kaşığı tahin
2 yemek kaşığı nişasta
aldığı kadar tam buğday unu ( yaklaşık 3 su bardağı kadar )



Yapılışı:
1. Oda ısısındaki tereyağını karıştırma kabına alın. Üzerine yoğurdu ve tahini de ekleyin.
2. Ruşeym, keçiboynuzu tozu ve esmer şekeri de katın ve karıştırın.
3. İrmik ve nişastayı da ekleyip tam buğday ununu yavaş yavaş hamura katın ve yoğurun.
4. Ele yapışmayan bir hamur olunca elinizle uzun rulo şeklini verip strech filme sarıp buzdolabına kaldırın.
5. Yaklaşık 1 saat dolapta dinlendikten sonra çıkarıp bıçakla bir parmak kalınlığında parçalar kesip yağlı kağıt serilmiş fırın tepsisine yerleştirin.
6. Dilerseniz üzerlerine çatalla bastırarak şekil verin.
7. Önceden ısıtılmış 170 derecede fırında yaklaşık 25-30 dk pişirin.
8. Fırından çıkarınca soğuduktan sonra bir kavanozda ya da saklama kabında muhafaza edebilirsiniz.

Afiyet olsun.


Yukarıdaki fotoğraftan da görüldüğü üzere Yalın kuzunun onayından geçti kurabiyelerimiz. Henüz eline tutuşturacak durumda değilim, hala korkuyorum ya büyük bir parça kopartır da boğazına kaçarsa diye tedirginim. Ama küçük bey hepsini sanki bir oturuşta yiyecekmiş gibi tabağına sarıldı. Sonunda bizim de bir bebe bisküvisi reçetemiz oldu. Bir dahaki sefere esmer şekeri tamamen çıkartıp biraz pekmezle tatlandırmayı deneyeceğim. 

23 Nisan 2016 Cumartesi

Yeniden Doğdum Ben



Hemen hemen 3 ay olmuş ekranın başına geçip sesimi duyurmayalı. Şu 40 yıllık ömrümün belki de en zorlu, en duygu dolu, en yorucu ve en güçlü günlerini yaşadım. Yeniden anne oldum ben. Doğanın bana verdiği bu gücü tekrar hissettim ve yeniden o cennet kokusunu kokladım şükürler olsun. Tuğra' yı abi yapmak, onu hayatta daha güçlü kılmaktı tek amacım. Yolları daha kolay yürüsün, desteği olsun istedim hayatta. Biz varken değil, bizden sonrasıydı tek endişem. Kendimi bunu yapabilecek kadar  hazır hissetmesem de zorladım zorladım ve her türlü sağlık sıkıntısını halledip Yalın kuzumu 18 Şubat 2016 gününün sabahında kucağıma aldım. O da abisi gibi erken gelmeyi seçti, henüz 35 haftalıkken 2100 gr prematüre olarak hayatımıza katıldı. Tam 9 yıl öncesinin senaryosu tekrar verildi sanki elime. Yine minik prematüre bir bebek, yine yoğun bakım günleri, yine sabır yine sabır. 

Erken geleceğini haber aldığımızda durumu hiç riske etmemek için doğumun Hacettepe Üniversitesi Hastanesi' nde olmasına karar verdik Orhun' la. Doktorum hamileliğim öncesi ve süresince Prof. Dr. Özgür Deren oldu. Tuğra ' nın doğumuyla ilgili yaşadığım sıkıntılardan dolayı açıkcası çok araştırmış ve Özgür Hoca' nın işinin ehli olduğuna karar vermiştim. Şükürler olsun ki yanılmadık ve ona güvenerek bu yolu yürüdüm. Son haftalarda tansiyonumla ilgili çıkan sorunlardan dolayı doğum erken olmak durumunda kaldı. Tansiyonun yükselmesi sebebiyle karnımda bebeğin kilo alımı durunca beklemeden doğuma girdik. Öncesinde zaten akciğer geliştirici iğnelerimi olmuştum. İlk tecrübemden dolayı benim için korkulu bir rüyaydı doğumhane. Hele de doktorum doğumun epidural olacağını söylediğinde daha da heyecanlandım. Ama o anı yaşamak gerçekten herşeye değermiş. Kuzumun ilk ağlamasını duymak, onu koklamak ve herkesten önce onu görmek dünyalara değerdi. 

Yoğun bakım sürecimiz bu defa sadece 4 gün oldu. Ancak Tuğra' daki 21 günün aksine inanılmaz yorucu bir  4 gün oldu. Hacettepe ' de yoğun bakımda yatan bebeklerin durumları eğer çok riskli değilse, yani küvözden kısa süreli çıkabiliyorlarsa annelerden de bebekleri her 3 saatte bir emzirmeleri bekleniyor. Buraya kadar herşey oldukça doğal ve olması gerektiği gibi. Ancak hastanenin doğum katı ( 82 ) ile bebeklerin yoğun bakım katı (39- İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi ) arasında oldukça uzun bir mesafe var. Her seferinde o yolu gidip sonra geri dönüp neredeyse uyumadan bunu her defasında tekrarlamak. Yeni doğmuş prematüre bebeğin de emme performansının çok başarılı olamadığı ve süresinin oldukça uzun olduğu düşünülürse bu gidip gelmeler anne için inanılmaz yorucu. Sadece tansiyonumun çok yükseldiği birkaç defa dışında hep gidip emzirdim kuzumu, gidemediğim vakitlerde de sütümü sağıp yolladım. Annelik nasıl bir güçse işte o  güce sığınıp kendimi unuttum…



Tam yoğun bakım bitti, çıktık derken sarılık fena sardı başımıza. Yalın servise odaya geçtikten sonra sarılığı yükseldi ve 2 gece daha yoğun bakımda fototerapi almak zorunda kaldı. Ben de onun yakında kaldım elbette. Sürekli uyanık kalıp gözündeki bandı açıp açmadığını kontrol etmek ve sık aralıklarla emzirmek gereken cidden can sıkıcı bir süreç. Fakat orada çok daha zor durumda hastaları görüp halinize de şükrediyorsunuz. Sonrasında evimize yolcu edildik ama birkaç gün sonraki kontrolümüzde bilurubinin tekrar yükseldiğini hatta kan değişim sınırında olduğunu öğrenince tekrar hastane yolu gözüktü bize. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak beni çok yoran  bir süreç yaşadım diyebilirim. Yenidoğan sarılığı gibi aslında çoğumuza basit görünen bir sağlık probleminin bile beni çok yıprattığını söyleyebilirim. 

Eve döndüğümüzde her şeyin çok daha güzel ve tospembe görünmesi gerekirken artık 2 çocuk annesi olduğumu farketmemle sanırım üzerimdeki baskıyı kendi kendime artırdım. Bana hala çok fazla ihtiyacı olan Tuğra ile birlikte artık bir de minicik bebek katılmıştı hayatımıza. Evde bizimle olan babaanne ve anneanne de görevlerini tamamlayıp İstanbul' a dönünce işin rengi benim için tamamen değişti diyebilirim.
Evin alışılmış olan çarkının artık eskisi gibi dönmesinin çok da mümkün olamayacağını anladığım anda içimde telaş çanları çalmaya başladı. Huyum çok fena;  halbuki rahat ol,  gevşe,  bırak oluruna varsın değil mi ama ? Yok mümkün değil benim tarzım değil o iş. Nasıl yetişirim derken yetişemediğimi görüp kendimi yedim ve hatta hala yemeye devam ediyorum desem yeridir. Tuğra' nın sabahları okula babası tarafından bırakılması dışında her şey eskisi gibi benim sorumluluğumda olunca yükümün altında ezildim. Sadece öğle yemeklerinde okula gidip gelmeyi bıraktım, artık Tuğra da kendi başının çaresine bakmayı öğrendi, ya da bilmiyorum ne yapıyor. Bilmek de istemiyorum yemiş mi yememiş mi; aç mı kalmış doymuş mu diye düşünmeden en azından bu tarafını oluruna bıraktım. Öğleden sonraları okul çıkışı onu okuldan almak için Yalın kuzusunu bezi, yedek bezi ıvırı zıvırı ile komşum Nazmiye ablaya emanet edip koştur koştur gidip Tuğra' yı alıyorum. Sonrası zaten tam bir maraton şeklinde gidiyor. Akşam olup da babamız eve gelene kadar evdeki tempo fena, anlatılacak gibi değil. Hala doğru dürüst bir akşam yemeği masası kurup yemek yemeye başlayamadık örneğin. Ve bir süre daha olmaz gibi görünüyor.

Doğumdan beri hayatımızda yepyeni bir terim var; gaz… Evet Yalın tam gazlı bebek. Ikınıp kıvranıp da tüm günü ve geceyi uykusuz geçirdiği çok oldu. Annem sağolsun burada olduğu sürece geceleri bana son derece yardımcı oldu. Zaten yorgunluk ve stresten çok az olan sütümden dolayı mama takviyesi yaptığımız için çoğu gece beni hiç uyandırmadan mamasını verip uyuttu kuzuyu. İşin bu tarafı canımı çok acıtıyor maalesef, Tuğra' nın doğumunda fazlasıyla olan sütüm bu defa beni ters köşe etti. İştahlı bir bebek için annenin sütünün yetmemesi çok can acıtıcı. Evde doğum sonrası 2 ay boyunca hastane tipi Medela süt sağma makinesi de kullandım, sağdım ama sütüm ne yazık ki artmadı. Mamayı istemeye istemeye vermek zorunda kaldım. Arada kendimi telkin edip avutsam da hala üzülüyorum. Memeden son damla gelene kadar inatla emzirmeye devam edeceğim, ne kadar emse o kadar fayda. Böyle diye diye bugün inatla emzirdim mesela uzun süre. Emzirme sonrası Yalın' ın pembemsi renkte kustuğunu görünce artık memeden sütle birlikte kan geldiğini anladım. Şimdi mama vermeyeyim de ne yapayım ?

Sütün az olmasını stres, yorgunluk ve uykusuzluğa bağlıyorum. Neredeyse doğumdan beri kesintisiz uyuduğum tek gece olmadı. Tansiyonumun yükselmesi ve gece gittiğimiz acilde verdikleri ilaçtan sonra evde sızdığım geceyi saymazsak. Sabaha karşı 4 gibi uyandığımda Aslı tam anlamıyla bitmişti ve nöbeti bana devrettiğinde bu işin kaçarı olmadığını anlamıştım. Yaklaşık 2 haftadır düzenli tansiyon hapı da almaya başladım. 40 yaşımda tansiyon hastası da oldum sonunda. Daha fazla kaçamadım. Hamileliğimin 29. haftasında başlayıp doğumla birlikte bıraktığım tansiyon ilacı artık bir daha bırakmamak üzere hayatımda. 


Fakat her zorluğuna rağmen bir tek şey var ki bu süreç beni mutlu etmeye yetiyor. İşte tam da şu tablo. Oğullarım. Hayattaki en büyük gücüm onlar benim. Tuğra' nın da kardeşini böylesine kollayıp kucaklaması beni inanılmaz mutlu ediyor. Yalın' dan önce gördüğü hiçbir bebekle ilgilenmeyen kuzum kardeşini sevdiğini her haliyle belli ediyor. Daha yoğun bakımın dışından camdan bakıp kardeşini gördüğü ilk andan itibaren onun iyi bir abi olacağını biliyordum. Hayat onların ellerini birbirinden asla ayırmasın, en büyük dileğim bu. Yalın doğduğundan beri içimden atamadığım suçluluk duygusunu ise hemen her anne yaşamış anladığım kadarıyla. Sanki 9 yıldan sonra Tuğra' yı aldatıyormuşum gibi bir his var içimde sürekli. Hayatımızın ortasına düşen bu minik adam benim neredeyse tüm enerjimi alıyor çoğu gün, Tuğra ile ilgilenemeden geçen her gün içimdeki suçluluk büyüyor. Ama geçecek biliyorum. Ben 2 çocuklu anne olmaya alışacağım, Yalın evin düzenine alışıp uslu bir bebek olacak umuyorum. Ve Tuğra da abi olmanın kolay olmadığını, fedakarlık yapması gerektiğini anlayacak. 


İşte kısaca böyle… 2 ayı böyle koşturmaca, telaş, gaz, emzirme, sarılık, hastane, okul, tansiyon, uykusuzluk, stres vs derken neredeyse nefes alamadan geçirdik.  İnsan geriye dönüp baktığında  en güzel geçmesi gereken günlerinin aslında telaşla geçtiğini görünce üzülüyor sonradan. O yüzden kendimi not: Rahat ol, keyfini çıkart, bırak dağınık kalsın, bırak bırak bırak…



8 Ocak 2016 Cuma

Paylaştıkça Çoğalan Mutluluk...

Oldum olası hep sevdim yazmayı, yazıp yazıp kenara attım. Bir gün belki daha çok insanın okuayabileceği bir mecraya ulaşırım ümidimi de hiç kaybetmedim. Hala ve de  inatla  yazıyorum. Yemek tarifi yazmanın hayatıma çok daha sonradan dahil olduğunu da belirteyim. Daha ortaokul yıllarında başladım günlük tutmaya; neredeyse üniversite yıllarına kadar da hiç aksatmadan yazdım. Hala sakladığım ve ileride çocuklarıma en büyük mirasım olarak bırakcağım hazinemdir onlar. Evlenirken çeyizimle birlikte evime geldiler ve tozlu yapraklarının gün ışığına çıkacağı güne kadar da saklanacaklar. 

Konu yazmak deyince nasıl dağılıyorum. Hemen konuyu taaa nerelerede götürdüm. Geçtiğimiz aylarda Mavi Jeans' te birlikte çalıştığım mesai arkadaşlarımdan Elif bana blogunda konuk yazar olmamı teklif ettiğinde de hiç düşünmedim. Biraz annelikten, biraz Ankara' ya yerleşip buraya alışma sürecimizden, biraz otimzle boğuşmamızdan biraz da sürprizlerden bahsettim. Aylardır sakladığım, vaktini beklediğim sürprizimi de paylaşmış oldum böylece. Sonra beni sosyal medyadan takip etmeyen blog okuyucularımın da hakkıdır bunu bilmek. Ve yazıyı haber vereyim istedim.







Eğer okumak isterseniz Elif' in blogunda sizler için bişeyler karaladım. 

Yazının linki de işte tam burada :







17 Nisan 2012 Salı

Miniklerle Kurabiye Yaptık


Dün benim küçük adamımın, sarı papatyamın okuluna davetliydim. Tuğra ve arkadaşları ile beraber kurabiye pişirmeye gittim.  Sene başından beri çeşitli sebeplerle Şeker Hamurlu Kurabiye yapıp götürdüğümde öğretmenimiz Serpil Hanım okulda çocuklarla da birlikte yapalım diye rica ediyordu.

 Sene sonu yaklaşırken, çocuklar birbirlerinden ayrılmadan hep birlikte çok keyifli bir saat geçirdik. Benim için de oldukça eğlenceli oldu. Anne olmak başka birşey ama insan o kadar çocuğun içinde kendini bambaşka hissediyor. Sanki hepsi sizin çocuğunuz gibi ayrı parlıyor gözleriniz her birine baktığınızda.

Çocuklarla beraber her zaman yaptığım şeker hamurlu kurabiye tarifimi yaptık. Onların aklı gerçi şeker hamuruyla da süslemekteymiş fakat bunun için çok daha geniş vakit ve malzeme gerektiğinden sadece kurabiyesini yaptık.
 Hamuru ben yoğurdum sonra hepsine eşit paylaştırdık. Hamur hazırlanırken yüzlerindeki merakı görmeniz gerek. Bizim evde sarı papatyayla sıklıkla yaptığımız bir şey kek, kurabiye. Ama birçoğu hiç evde böyle bir etkinlik yapmıyormuş söylediklerine göre. Merdane ile hamurlarını açıp diledikleri kalıplarla şekillendirdiler.  Erkekler '' ben kalpli kalıbı istemem'' diye kalıpları çekiştirirken kızlar genelde kelebekli kalpli olanları tercih etti.
 Hazırladıkları kurabiyeleri  Serpil Öğretmenleri tek tek isimlerini yazarak yağlı kağıda yerleştirdi. Ve hepsi görevlerini bitirmiş olmanın heyecanıyla sınıflarının yolunu tuttu. Onlar kadar benim de çok keyif aldığım bir gün oldu.
 Kurabiyelerin fırından çıkmış hali de işte böyle. Akşam sarı papatya kendi elleriyle yaptığı kurabiyeleri getirdi, bir güzel de yedi.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Tatil İçin Bavullar Hazır Mı?

Sıcaklar şöyle bir yüzünü göstersin herkesin ilk aklına gelen sanırım tatil oluyor. Yani en azından benim için öyle. Ne yemek yapasım geliyor, ne de başka bir iş. Tek hayalim tatil oluveriyor birden. Koca bir kışın ardından yine şarjımızı doldurmak ve yeni bir kışa zinde hazırlanmak için tatilden daha iyi bir seçenek bilmiyorum. Geçen yıl bu zamanlarda bu bölümde gerçi hiç de öyle yazmamışım, çocuklu tatilin ne kadar da zor bir iş olduğundan bahsetmişim. Demek ki çocuklar büyüdükçe bizim gözümüzde sorunlar da ufalıyor. Ya da onlarla olmaya alışıyoruz, anne baba olmanın kurallarını benimsiyoruz. Bu konu da elbette tartışılır ama şimdi değil.

Tatil hayali ne kadar güzel ve çekici ise öncesinde bavul hazırlamak da bir o kadar sıkıcı ve sevilmeyen iştir çoğu kişi için. Benim için pek değil, yeter ki tatil olsun her gün ayrı bavul hazırlarım ben. Yıllardır her tatil öncesi yaptığım ilk iş liste hazırlamaktır. Listem hazırsa gerisi sadece birkaç dakikalık organizasyona bakar. İşin garibi severim de bu listeleri. Hayatımın her döneminde hep listelerim oldu, evlenirken ev için gerekli araç gereç listem, evde davet vereceksem menüm ve ihtiyaç listesi vs. Ama tartışmasız en keyifle hazırlananı tatil listem olur. Şimdi yine bir tatil öncesi bavula koyacaklarım için listemi oluştururken dedim ki ‘’ Bu listeyi TuzBİBER’de herkesle paylaşayım, belki bavul hazırlayacaklara yol gösteririm’’

Öncelikle tatile hangi araç ile gidileceğine bağlı olarak kaç bavul hazırlanacağına karar vermek gerek. Eğer uçak ya da otobüs ile gidilecekse o zaman işimiz kolay. Herkes kendine ait ayrı bir bavul hazırlayabilir. Fakat öyle değil de kendi özel arabanızla gidecekseniz ve bagajınız da kısıtlı ise mümkün olabildiğince az ve öz eşya en iyisidir.

Biz bu yıl tatilimizi Ayvalık’ ta geçirmeye karar verdik. Kendi aracımızla gideceğiz kısmetse. Liste hazırlarken evdeki kişiler için ayrı ayrı ihtiyaçları belirliyorum öncelikle. Herkes tatil süresince neye ihtiyaç duyabilir, birey olarak ona bakıyorum. Her zaman olduğu gibi öncelik her zaman evin küçük adamının. Zaten bavuldaki en büyük pay da kendisine ait. Ya şuna da ihiyacım olursa, ya bundan da gerekirse diye sanırım odasında ne var ne yoksa yanımıza alıyoruz. Ama illa da götürdüğümüz her şeyi kullanacağız diye bir kural yok, bazıları da tedbir için yanımızda bulunmalı.

Evet listenin en büyük payı genelde çocuklara ait oluyor. Onlara evlerindeki konforu aratmamak ve canlarının sıkılıp da sizin canınızı sıkmamaları için elinizden geleni yapın. Bu size tatilde huzur olarak geri dönecektir.
* İlk olarak ilaçları yanınızda mutlaka götürün. Tüm ecza dolabını değil belki ama en sık kullanılabilecekleri. Ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, ishal ve kabızlık durumunda kullanılacaklar, ateş ölçer, kullanıyor ise vitaminleri, belki gerekli olabilir diye bir antibiyotik, böcek ve sinek ısırıkları için krem,
* Güneş kremleri ( en azından 30 mümkünse 50 koruma faktörlü ), güneş sonrası nemlendiricileri, sinek ilaçları. Bunlar çocukların yaşına göre sizin kullandığınızdan ayrı da olabilir, aynı da olabilir. Diş macunu, diş fırçası ve şampuan
* Kaç gün kalacağınıza bağlı olarak ve günlük ihtiyacına göre kıyafet. Bolca fanila, iç çamaşırı, tişört, şort, mayo, deniz ve banyo havlusu, şapka, plaj terliği, spor ayakkabı ilk etapta mutlaka alınması gerekenler. Ama havanın her an değişkenlik göstermesi ihtimaline karşı bir ya da iki pantolon, üzeri için uzun kollu bluz, bir hırka, bir eşofman takım, en az 2 takım pijamaları, hadi biraz abartayım bir adet de yağmurluk da yanınızda bulunsun.
* Gideceğiniz yerde bulunmama ihtimaline karşı sevdiği birkaç yiyecek ( kraker, çikolata vs. ) , sıkıldığı anlarda oynayabileceği çok yer kaplamayan birkaç oyuncak, birkaç kitap onu evinde hissettirecek ve keyiflendirecektir. Bu arada eğer çocuğunuz hala bezli ise yanınızda mutlaka yeterli sayıda götürün. Her yerde sizin tercihiniz markayı bulamayabilirsiniz. Ayrıca kumsalda oynayabilmesi için kova-kürek takımı, deniz için kolluk, simit de mutlaka götürülmesi gerekenler.
* Yine küçük bebekler için yeterli miktarda mama, biberon maması, emzik, eğer kullanıyor iseniz cam rende de bulundurmakta fayda var. O kadar da değil demeyin sakın, ben yanında blender ve su ısıtıcı ile tatile gelen çok aile gördüm. Ayrıca eğer kullanıyor ise mutlaka pusetini de almanız gerekecektir. Akşamları serin olan bir yere gidiyorsanız ince bir battaniye de aklınızda olsun.
* Küçük çocukların sık sık kıyafet kirleteceklerini düşünerek yanınıza elde yıkamak için deterjan da alabilirsiniz. Az kirli çamaşırlarını yıkayarak fazla kıyafet götürmekten de kurtulursunuz.
*Daha büyük çocuklar için eğer yeriniz var ise bisiklet, paten ya da scooter de alınabilecekler arasında.

Listedeki en zor kişi çocuklar, eğer birden fazla ise işiniz biraz daha zor ama olmaz diye bir şey yoktur. Çocuklar için uygun ortam seçilmiş ise emin olun onlar da en az sizin kadar tatilin tadını çıkarıyorlar. Bayanlar için yazıyorum eğer eşiniz bavul hazırlama işini size bıraktıysa bu harika demektir. Ona ayrılan payı minimumda tutarsanız bu sizin yararınıza olacaktır. Erkekler genelde tatilde bayanlara nazaran daha az eşya ile yetinebiliyorlar. Bu da kadınların karmaşık olduğuna dair tezi kuvvetlendiriyor sanırım. Eşler ( beyler ) için listede neler olmalı:


*Düzenli kullandığı ilaçları var ise öncelikle onlar, bağ ağrısı, mide ağrısı, bağırsak problemleri için gerekebilecek ilaçlar.
*Kitap, mp3 çalarınız, notebook, cep telefonu şarj aleti
*İç çamaşırı, en az 2 adet mayo, kalınacak güne göre yeterli sayıda tişört, şort, şapka, pijama
*Plaj terliği, dışarıda ve iç mekanda giymek için terlik, banyo ve plaj havlusu, şampuan, parfüm, deodorant, diş fırçası ve macunu, kullanıyor ise diş ipi.
*Mutlaka gece bulunduğunuz mekanın durumuna göre ihtiyaç duyabileceği bir takım pantolon ve gömlek, jean pantolon, ayakkabı, spor ayakkabı, kemer, kravat bavulunuzda olsun. Havanın serin olması ihtimaline karşı uzun kollu bir ya da birkaç bluz, belki bir eşofman takımı da olabilir.

Çocuk ve eş için bavul hazırlanıp da hala yeriniz kaldı ise sıra size gelmiştir. Bayanlar aslında tüm gardroplarını yanlarında götürmek isterler çok iyi bilirim. Ya onu da giymek istersem ya şunun altına bu daha hoş durursa diye evde ne varsa ellerinin altında olsun isterler. Ne yazık ki öyle olamıyor. Ben kendi yöntemimi söyleyeyim, kaç gün kalacak isem ona göre günlük kıyafet kombinasyonları oluşturuyorum önceden. Böylece onun altına bu olmadı, şunun üstünde bu çirkin durdu derdi de kalmıyor. Hem boşu boşuna giymeyeceğiniz bir dolu kıyafet de sizinle onca yolu gelmemiş oluyor. İşte kısa ve öz bir bayanın bavuluna neler girmeli bakalım.

*Yine önce sağlık diyoruz ve ilk olarak kullandığımız ilaçlar var ise onları çantamıza atıyoruz.
*Güneş kremleri, güneş sonrası nemlendiriciler, şampuan, saç kremi, tarak, makyaj malzemeleri, makyaj temizleyiciler, dudak nemlendiricisi, parfüm, deodorant, kullanıyor iseniz oje ve aseton, pamuk, ped, günlük ped, epilasyon cihazı, tırnak makası ve törpü
*En az 2 adet mayo, deniz çantası, şapka, plaj ve banyo havlusu, plaj terliği, iç mekanda giyilebilecek terlik, pijama
*Tatilde geçirilecek gün sayısına göre 1 takım gün içinde 1 takım da gece giyilebilecek kıyafet seçin. Yine bunlarla uyumlu ayakkabı ve terlikleri bavulunuza koyunuz. İç çamaşırlarınız ve kullanacağınız aksesuarlarınızı da yine kıyafetlerinizi göz önünde bulundurarak seçin ki gereksiz taşımayın. Eğer buruşabilecek kıyafetleriniz var ise seyahat ütünüzü de unutmayın.
*Havanın durumuna göre uzun kollu hırka, bir takım eşofman, spor ayakkabı da yanınızda olsun.
*Kitabınız, müzik dinlemeyi seviyorsanız mp3 çalarınız, cep telefonunuzun şarj aleti, laptopunuz, fotoğraf makinesi ve şarj aleti ya da pilleri, kamera ve yedek film


Benim listem ana hatlarıyla bunlardan oluşuyor. Elbette kimine göre çok gereksiz şeyler içerebilir, kimine göre de eksik görünebilir. Herkesin listesi kendine ve ihtiyaçlarına göre belirlenir. Biri için elzem olan bir diğeri için gereksiz gelebilir. O yüzden bavulu önünüze alıp da rastgele doldurmaktansa bence gelin siz de listenizi yapın. Sonra da listenizden kontrol ederek bavulu toparlayın. Bundan sonra size düşen sadece tatilin tadını çıkarmak.
Herkese gönüllerince eğlenecekleri, sağlıklı, bol neşeli ve bol güneşli bir tatil diliyorum.

4 Ağustos 2009 Salı

Çocuklara Evde Dondurma Yapımı

Yine evimizden uzaktayız küçük adamımla birlikte. Babamızdan ayrı 2 hafta geçireceğimiz Kumbağ' dayız. Cumartesi akşamı kardeşim ile Ece' nin nişan törenini yaptık, çok keyifli bir geceydi. Minik kuşum gecenin başında çalan davullardan biraz ürkse de gecenin ilerleyen saatlerinde havaya girip bolca dansetti. Dayısının nişanında doyasıya oynadı, kurtlarını döktü. Artık düğünde ne yapacağını merakla bekleyeceğiz.


Yine bir internet cafedeyim şu anda, blogumdan ayrı kalmaya dayanamadığım için küçük adamı anneannesi ile uykuya bırakıp geldim. Bu defaki tarifden ziyade bir öneri olacak küçük çocuğu olanlara. Benim dondurma ile aram pek iyi değil ama küçük adam pek seviyor. Ben de en son İkea alışverişimde bu şirin dondurma kalıplarını görünce hiç tereddütsüz aldım. İçine ister meyve suyu koyun ister puding koyun sonuç çocukları çok mutlu ediyor.
Ben içine evin en çok sevilen tarifini, Chokellalı Supangle döküyorum ve gönül rahatlığı ile yediriyorum oğluşa.

Bugünlük bu kadar, kısa ve öz.

15 Haziran 2009 Pazartesi

GUGDA

Çocuğunuz olunca onlar vasıtasıyla birtakım ortamlara girmek durumunda kalıyor ve farklı insanlarla tanışıyorsunuz. Sanırım bu da yavaş yavaş büyüdükleri anlamına geliyor. Ben de artık küçük adamım sayesinde farklı insanlarla tanışıyorum. Sevgili Ayça da bunlardan biri. Tuğra'nın kreşte oyun grubundan arkadaşı adaşım Yasemin'in annesi . Anneler Günü sebebiyle kreşte düzenlenen gösteri günü tanıştık onunla. Yasemin'in kendisinden birkaç yaş büyük bir de ablası var, Selin. Selin literatürde henüz tanısı konulamamış ve ne olduğu tam olarak anlaşılamamış bir rahatsızlıkla doğuyor. Ve bilinen tek tedavisi ise sadece ''özel eğitim''. Önlerinde onları bekleyen bu zorlu süreçte Ayça Selin için birtakım fotoğraflı oyunlar icat ediyor. Ve bu arada Yasemin dünyaya geliyor. Onun da bu tarz oyunlara ilgi duyduğunu görmesiyle ve piyasadaki bu açığı da kapatmak amaçlı ''Gugda Toys'' u kuruyor. Genelde toplumumuzda oyun ya da oyuncak deyince akla gelen Barbie bebekler ya da elektronik çok sesli oyuncakların aksine çocukların zihinsel gelişimlerine katkıda bulunabilecek,mantık becerilerini geliştirmeye yönelik oyunlar hazırlıyor. Öyle ki bu oyunları daha iyi kurgulayabilmek için fotoğrafçılık eğitimleri alıyor.

Çocukları ile daha iyi bir iletişim kurabilmek için formasyon eğitimi alan kaç anne tanıyorsunuz? Ya da onlar için eğitici oyun tasarlayan kaç anne ile tanıştınız?




Genelde oyuncak satan dükkanlara girdiğimizde küçük adam için en çok aldığımız şeyler yapbozlar, kitaplar, hafıza kartları, zihinsel gelişimine katkısı olabilecek oyuncaklar. Sağolsun o da hiçbir zaman oyuncakçıda ağlayıp her gördüğünü alalım diye tutturan bir çocuk olmadı. Son zamanlarda da en çok oynadığımız şeyler Lottino ve Hafıza Kartları. Piyasada açıkcası çok fazla marka yok bu tarz oyuncaklar satan. Olanlar da pek kaliteli değil. Cuma günü Ayça'ya kahve içmeye gittiğimde tasarladığı oyunları da görme şansım oldu. İnanın kalitesini görünce hayran kaldım ve burada da paylaşmam gerektiğini düşündüm. Elbette bu tarz oyunlar ''al çocuğum geç odana kendi başına oyna'' diyeceğiniz cinsten oyunlar değil. Kesinlikle çocuğunuzla birebir oynamanız ve onu sorularınızla düşündürtmeniz gereken oyunlar. Şu anda Gugda'nın 3 farklı oyunu var piyasada satışta olan.

Oyunun Amacı : Çocuğunuzun günlük hayatında karşılaştığı durumların incelenmesiyle hazırlanmış olan bu oyun onun neden-eylem-sonuç ilişkilerini anlamasına ve mantık becerilerini geliştirmesine yardımcı olacaktır.
İçindekiler: Çocuğunuzun günlük hayatta karşılaştığı ütü, tencere, portakal sıkacağı gibi işlevsel aletlerin fotoğraflarından oluşan 6 büyük oyun kartı ve bu aletleri kullanmadan öncesini ve kullandıktan sonrasını fotoğraflı anlatımla gösteren 24 adet küçük oyun kartı.
Oyunun Amacı : Nesneler arasındaki ilişkileri öğretirken konuşma ve mantık becerilerinin geliştirilmesi.
İçindekiler: Birbirleriyle ilişkili nesnelerin fotoğraflarıyla hazırlanmış 26 çift yap-boz kartı.Kartların iç yanlarında bulunan puzzle parçaları sadece doğru eşi ile birleşecektir. Nesne fotoğraflarıyla hazırlanmış olan bu oyun çocuğunuzun oyuna daha çok ilgi göstermesini ve yaşadıklarıyla daha kolay bağlantı kurabilmesini sağlayacaktır.

Oyunun amacı: Zıtlıkları öğretirken konuşma ve mantık becerilerinin geliştirilmesi.
İçindekiler: Uzun-kısa, boş-dolu, yumuşak-sert, ön-arka, içinde-dışında, yakın-uzak ve bunlar gibi 24 farklı zıtlığın fotoğraflı kavram kartı. Kartların iç yanlarında bulunan dört renkli bant sadece doğru eşi ile aynı renkte olacaktır.Nesne fotoğraflarıyla hazırlanmış olan bu oyun çocuğunuzun oyuna daha çok ilgi göstermesini ve yaşadıklarıyla daha kolay bağlantı kurabilmesini sağlayacaktır.

Oyunlara şu anda Toyzzshop Mağazaları ve Taygatoys Mağazalarından ulaşabilirsiniz. Ayrıca Ya-Pa Kadıköy Bayii'nden ve Gugda Toys kendi web sayfasından da kargo ücreti ödemeden satın alabilirsiniz.
Ayça ve Gugda Toys ile ilgili daha fazla bilgi edinmek için lütfen www.gugda.com adresini bir göz gezdirin.
Ayrıca Vatan Gazetesi Bizim Kahve ekinde 07.03.209 tarihinde Ayça ile yapılan röportajı da buradan okuyabilirsiniz.