27 Aralık 2009 Pazar

2009 iyi bir yıldı çünkü.....


Devletşah 2009 yılının benim için neden iyi bir yıl olduğunu sormuş bana. Madde madde 5 sebep istemiş hem de. Hem geçtiğimiz yılı şöyle bir hatırladım hem de benim için iyi bir yılı geride bıraktığımı anlayıp azıcık hüzünlendim. İşte benim 2009 özetim şöyle;


1. Öncelikle Türkiye' nin en önemli yemek dergilerinden biri olan Leziz Dergisi için çay saati menüsü hazırladım. Evimde yapılan keyifli çekimin ardından tariflerim Haziran ayında dergide yayınlandı. Benim için çok güzel bir tecrübe ve anı oldu.


2. Birçok firmanın blog yazarları için düzenlediği etkinliklere katıldım. Öncelikle UNO Blogger Sofrası ile başlayan keyifli macera sonra Tefal ile devam etti. Son olarak da Devletşah' ın Selva Makarna için hazırladığı yemek programına konuk oldum.

3. Temmuz ayında TuzBiber Dergisinde Hayat Bahçesi adlı köşeyi yazmaya başladım. Ömrüm boyunca sadece kendime özel ve kimselere okutamadığım yazılarımdan sonra artık yazdıklarımı yüzlerce kişiyle paylaşmaktan keyif alıyorum.

4. Eşim ve küçük adamımla fırsat bulduğumuz her an gezip dolaştık. Yazın bir haftamızı doğallığı bozulmamış Gökçeada' da geçirdik. Bazı haftasonu kahvaltılarımızı İstanbul' un az keşfedilmiş yerlerinde; bazı haftasonları da evimizde dostlarımızla, ailemizle neşeli soframız etrafında buluştuk.

5. Ufak tefek şeyleri saymazsak genel olarak ailecek sağlıklı bir yıl geçirdik diyebiliriz. Ayrıca bu yıl OBH 2 yaşına; minik adamım Tuğra 3 yaşına girdi. Tatlı kızımız Beril Zeynep dünyaya geldi ve ben ilk kez teyze de oldum.

Ben de aynı soruyu sizlere soruyorum;

İlk gördüğüm andan beri sanki yıllardır onu tanıyormuşum gibi hissettiğim adaşım Yasemin,

Birbirimizi yüzyüze hiç görmesek dahi fikren süper anlaştığım, bana güvenip içimde gizli kalmış bir eski dosta hayat verdiği için sevgili patronum (!!!!) Ferah,
Yazdıklarını okurken içinde kaybolduğum, sanki kızkardeşimmiş gibi yakın hissettiğim açık sözlü, eleştirel bakışına çok güvendiğim, hayata sımsıkı tutunmuş süper anne süper eş Dijlem,

Blog alemindeki can yoldaşım, habercim, yüreği tertemiz kendi sımsıcak Betülcüm,
Tarihin derinliklerinde kalmış çocukluğumun ( civciv ) birkaç tanığından biri, yıllar sonra birbirimizi yeniden buluşumuza şükrettiğim, içten, samimi, asla sıkmayan, olduğu gibi kabul etmesini bilen, eleştirmeyen, birlikteyken vaktin akmamasını dilediğim, tanıdığım baykuşların en uğurlusu Banu,

Sizler için 2009 yılı neden iyi geçti bakalım, siz de yazın okuyalım.



21 Aralık 2009 Pazartesi

Tavuklu Bulgurlu Gül Böreği

Geçtiğimiz haftaya nazaran bu hafta daha az yoğunum. Yani blogu bu denli boşluyor olmamın suçunu işe güce atamayacağım. İşe ilk başladığım haftaya göre biraz daha düzene girmiş ve programı oturtmuş olduğum halde bloga sıra gelmiyor yine de. Önceden gündüzleri öğle uykusuna yatan küçük adam artık biraz büyüdü ya öğle uykusunu rafa kaldırdı. Hal böyle olunca benim de gündüz ekran başına geçip kahvemi de elime alıp keyif yapma imkanım olamıyor ne yazık ki. Bir de ertesi gün evde olmayacaksam yemek pişirmekten başkaca da birşey yapamıyorum zaten. Beni tüm gün mutfakta gören de sanır ki evde 5 öğün yemek yeniyor. Kim yiyor tüm bu pişenleri bilmiyorum ama mutfakta hayat çok yoğun işliyor. Bu durumdan hiç şikayet ettiğim yok ama bir de diğer ev işlerini birileri yapsa benim yerime ne kadar da hoşuma gider. Mutfakta geçirdiğim her dakika bana terapi gibi gelirken evin diğer kısımları için maalesef aynı şeyi söyleyemiyorum. Ne var ki hayat sadece sevdiğimiz şeylerden ibaret değil, mecburiyetler de bizi bekliyor.

Bu tavuklu bulgurlu börek yaz sonunda yaptığım bir denemenin sonucudur. Kesinlikle çok keyifle yediğimiz bir börek olmuştu. Eğer sizin de evinizde tavuk yemeyi sevmeyen birileri var ise bu şekilde gizli saklı yöntemlere başvurmak durumunda kalıyorsanız çekinmeden yapabilirsiniz. Sonuç herkesi memnun ediyor çünkü; seveni de sevmeyeni. Hem içindeki bulgurdan dolayı da oldukça besleyici, çocukların beslenme çantaları için çeşit arayan annelere de duyurulur.


Tavuklu Bulgurlu Gül Böreği

Malzemeler:
2 adet yufka
1 adet haşlanmış tavuk göğsü
1 çay bardağı bulgur
bir tutam maydanoz
2 adet yeşil biber
karabiber, pulbiber, kekik, tuz
üzeri için susam, çörekotu

sosu için:
1 su bardağı süt
1 adet yumurta
1 çay bardağı sıvıyağ
tuz

Hazırlanışı:
1. Tavuk göğsünü haşlayıp minik minik doğrayın
2. Bulguru yıkayıp haşlayın.(bulgur yerine eğer evde akşamdan kalmış pirinç pilavınız varsa onu da kullanabilirsiniz)
3. Tavuk göğsünü ve bulguru tavaya alıp az yağda soteleyin.
4. İçine ince doğranmış yeşil biberleri ve maydanozları da ekleyin.
5. Tuzunu, biberini, kekiğini de katıp soğuması için bir kenara alın
6. Diğer tarafta sosu için sütü, yumurtayı, sıvıyağı ve tuzu karıştırın.
7. Yufkaları üst üste koyup 4 eşit parçaya bölün.
8. Üçgen haline gelmiş her bir yufkanın üzerine önce fırça yardımıyla sostan sürüp geniş kısmına bulgurlu tavuklu iç harçtan koyun.
9. Çok sıkı olmayacak şekilde rulo yapın ve bir ucundan başlayıp içe doğru kıvırarak gül şeklinde sarın. Bittiği noktayı altta sıkıştırın ki açılmasın.
10. Fırın kağıdı serilmiş ya da yağlanmış tepsiye börekleri yan yana dizin. Üzerine sostan sürün. Susam ve çörekotu serpin.
11. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin.

Ilık ya da sıcak olarak servis yapın.

Afiyet olsun.

13 Aralık 2009 Pazar

Elmalı Kurabiye





Baktım böyle ayrı gayrı olmayacak bu gece küçük adamı yatırır yatırmaz ilk iş ekranın başına geçtim. Bloga yazmadığım günler sanki bir suç işlemişim gibi kötü hissediyorum kendimi nedense. Yapılması gereken en zaruri işleri halledip de blogu o sıralamaya sokamayınca haliyle biraz gerildim son günlerde. Eskiden beri günlük tutmaya alışkın bir bünye hele de bunu artık onlarca okuyucu eşliğinde yapınca arsız oldu. Yazamayınca hırçın; engel olanlara kızar oldu. Elbette engel olan falan yok, lafın gelişi öyle diyorum. Fakat yarı zamanlı da olsa evden çıkıyor olmak fazlasıyla bir organizasyon gerektiriyor. En önemlisi de küçük adamı o gün kimin bakacağına karar vermek; sağolsun babaannesi ve anneannesi şimdilik dönüşümlü geliyorlar. Tabii Neslihan teyzemizi de unutmamak gerek. İşini gücünü bir şekilde halledip gelip seve seve oğluşuma bakıyor. Şu kışı hayırlısı ile bir atlatalım kısmetse tekrar yuvaya başlayınca herkesin üzerindeki sorumluluk da bir nebze hafifleyecek. En çok da ben hafifleyeceğim; zira herkesin vaktini zorla alıyormuşum gibi bir his yaşıyorum ki inanın bu en zor kısmı benim için. Elbette kimsenin öyle zorla birşey yapmadığını, seve seve can-ı gönülden destek olduğuna da eminim.

Küçük adamın ben evde yokken ne yiyeceği, ola ki yemedi ise yedek olarak ne yiyebileceği; bunun yanısıra yedirme ve kandırma teknikleri ( !!! ) sürekli organizasyon gerektiriyor. İnternet kullanmasını bilen teyzemiz için ekrandan birkaç atraksiyonlu görüntü eşliğinde yedirebilmek mümkün olurken anneannemiz için en kolay menü köfte yoğurt ikilisi hazır ediliyor. Zaten son zamanlarda süper iştahsız dönemini geçiren küçük bey de bu aralar fiks menü köfte - yoğurt yiyor. Akşam geç gelebileceğim ihtimali ve küçük beyin tüm gün evde olmadığım için yapabileceği tüm nazlara vakit ayırabilmem için sabahın kör karanlığında kalkıp yemeğimi hazır etmem gerekiyor. Evde sebze varsa ne ala; yoksa akşam dönerken market kolaçan ediliyor, tüm aile fertleri için müşterek bir menü oluşturuluyor. Çamaşırı, bulaşığı, ütüyü, evin düzenini vs. hiç saymıyorum. Hepsi için hiç oturmadan yatana kadar koşturmaca tam gaz devam.

Şikayetçi miyim, hayır asla değilim. Özlemişim sabah işe gitmek için uyanmayı, öyle ki Cumartesi sabahları sımsıcak yatağımdan çıkıp küçük ve büyük adamımı uyurken bırakıp işe gitmek bile beni zorlamıyor. Hiç bilmediğim bir sektörde yeni insanlar tanımak ve kendimi farklı alanlarda geliştirmeye çalışmak hoşuma gidiyor. Uzun aradan sonra tekrar çalışıyor olmaktan, bir çarkın dişlişi olabilmekten son derece mutluyum... Özlemişim

Eveeeet kısa bir iç dökmenin ardından elmalı kurabiyelerime geldi sonunda sıra. Herkesin vardır mutlaka bir elmalı kurabiye tarifi; aşağı yukarı birbirine benzer hepsi. Benim de annemden aldığım bir tarifim vardı. Fakat onu yapmak nedense kısmet olmadı. Bu elmalı kurabiyeleri de geçtiğimiz ay Sevgili Ufuk' ta görünce '' Sıradaki tarif işte bu olacak '' dedim kendime. Çünkü tam da benim sevdiğim gibi tarif etmişti kurabiyesini, hamuru yumuşak değil gevrek, ağızda dağılan bir elmalı kurabiye. İşte beni cezbeden kelimeler bunlar oldu; gevrek ve ağızda dağılan. Hele de dondurucuda beni bekleyen hazır elmalı iç harcım varken hiç vakit kaybetmeden yapıverdim. Ben iç harcım az olduğu için yarım ölçü yaptım ama tarifi aynen yazıyorum buraya.

Malzemeler:
Hamuru için
*250 gr tereyağı (oda sıcaklığında )
*yarım su bardağı zeytinyağı,
*3 çorba kaşığı toz şeker,
*1 yumurta
*1 çorba kaşığı yoğurt
*1 paket kabartma tozu
*Aldığı kadar un
iç harcı için
*4 adet orta boy golden elma
*3 çorba kaşığı toz şeker
*1 su bardağı kadar küçük parçalara bölünmüş ceviz
*2 tatlı kaşığı tarçın

Yapılışı:
1. Elmaların kabuklarını soyup rendeleyin ve bir tavaya alın, şeker ilave edip pişirmeye başlayın. Elmalar suyunu çekene kadar pişirdikten sonra tarçın ve cevizi ilave ederek bir iki karıştırıp, ılınmaya bırakın
2. Hamurun malzemelerini karıştırarak güzelce yoğurun. Hamur kulak memesi yumuşaklığında fazla sert olmayan bir hamur olacak.
3. Hamuru merdane yardımı ile unlanmış tezgahta yarım santim kalınlığında açın ve ağzı genişçe bir bardakla yuvarlaklar kesin.
4. Her bir yuvarlağın içine birer kaşık elmalı iç harçtan koyduktan sonra, hamuru ortada kapatın ve birleştirme yeri alta gelecek şekilde yağlı kağıt serili fırın tepsisine yerleştirin.
5. Önceden 180 derecede ısıtılmış fırında 15 -20 dakika kadar kurabiyelerin üstleri hafif pembeleşmeye başlayıncaya kadar pişirin.
6. Kurabiyeler soğuduktan sonra üstlerine pudra şekeri serperek servis yapın.
Afiyet olsun

10 Aralık 2009 Perşembe

Hayat Akarken...

Öncelikle dedemizi merak edip mesaj atan, yorum yazan herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Çok şükür bu akşam İstanbul' a dönüyor Şeker Dede. Tam olarak sağlığına kavuşamamış olsa da kısa sürede toparlayacağını umuyoruz.

Bana oldukça uzun gelen bir süredir de ekranın başına geçemiyorum maalesef. Meğer ne kadar özlemişim blogumu, yazmayı ve paylaşmayı. 1 hafta önce part time bir işe başladım. Adı part time ama tüm zamanımı alıyor gibi şimdilik. Hem evi, hem Tuğra' yı hem de işi aynı anda idare etme durumu ilk anda beni biraz gerdi. Bakalım zamanla bir düzen oluşturup kendi doğru yolumuzu bulacağız umarım. Çalışan annelere olan saygım bir kat daha arttı bu vesileyle. Daha yolun çok başındayım biliyorum ama küçük adam benim için tüm işlerden tüm kariyer fırsatlarından daha öncelikli olduğundan yolun gidişatını da o belirleyecek biraz.

Hal böyle olunca bloguma ayıracak pek vaktim kalmıyor haliyle. Ancak yemek yapıp, evi düzene sokup, çamaşırı bulaşığı halledip küçük adam uyuyunca da kendimi yatağa zor atıyorum. Anne olmadan önce iş hayatı hiç de öyle abartılacak birşey değilmiş meğerse. İş asıl annelikmiş. Mesai saatleri olmayan, duru durağı olmayan, tatili olmayan iş annelik. Blog için de arşivde onlarca tarif bekliyor ama biraz konsantre olmam gerek. Görüşmek dileğiyle...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Akşam Yemeği Menüsü

Birlikte olmaktan en çok hoşlandığım, beraber masaya oturup yiyip içip sohbet etmeyi en çok sevdiğim, kendileri için hazırlık yapmaktan en çok keyif aldığım kişiler elbette her zaman ailem oluyor. Geçtiğimiz hafta bu akşam yemeğini de küçük adamımın babaannesi, dedesi, halası, eniştesi ve büyük amcası için hazırladım. Küçük adam büyük bir ailenin ferdi olmaktan her zaman inanılmaz mutlu oluyor, istiyor ki her an birlikte olalım. Fakat biraz fazla ilgiden olsa gerek şımarmanın dozunu tutturamıyor çoğu zaman.

Çok keyifli geçen bu akşam yemeğinin hemen ertesinde geçtiğimiz Pazar gecesi memleketten gelen bir haberle hepimiz çok endişelendik. Eşimin dedesi, küçük adamın tabiri ile Şeker dedemiz maalesef beyin kanaması geçirmiş Pazar günü, yalnız başına Rize Ardeşen' de olduğundan ve yanında kimse olmadığından burda elimiz kolumuz bağlı haber beklemek çok zor geldi. Özellikle dedesine çok fazla düşkün olan eşim ne kadar belli etmese de o günden beri çok üzgün. Yarın öğleden sonra bayram tatili fırsat bilip Trabzon' a gidecek. Dede Trabzon' da beyin ameliyatı geçirdi ve halen yoğun bakımda. Hepimiz burda onun tekrar sağlığına kavuşması için dua ediyoruz. Bayramı babamız yanımızda olmadan geçireceğimiz için içimiz biraz buruk ama Şeker dede yeter ki iyi olsun.



Neyse bu hafta başından beri elim hiç klavyeye gitmedi, içimde hep bir sıkıntı vardı. Yarın babamız havaalanına giderken bizi de babaanneye bırakacak, bayramda hep beraberiz. Ben de bayramdan önce bu akşam yemeği masamızı paylaşayım istedim.



Menüde neler vardı ?



Ezogelin Çorbası

Kabak Sefası


Salçalı Biftek


Fırında Kremalı Patates ( bu defa sadece krema ile yaptım, kaşar eklemedim )


Tel Şehriyeli Pirinç Pilavı
Buharda Haşlanmış Sebze Salatası ( brokoli, brüksel lahanası, kırmızı biber )
Zeytinyağlı Barbunya

Biber Kızartması ( kızartma dediğime bakmayın içinde sadece 1 yemek kaşığı sıvıyağ var, tencerede bol domates sosu ile yumuşadı sadece. Fakat lezzet olarak kızartmadan hiç farkı yok. Genelde Actifry ile yapıyorum ama bu defa teflon tencerede yaptım )


Şekerpare


İnsan ailenin değerini, önemini böyle hastalıklar olunca daha da iyi anlıyor. Sevdiklerimize daha fazla zaman ayırıp, onlarla daha sık biraraya gelmek için fırsat yaratmalıyız. Bayramlar da en güzel fırsatlar bence birlikte vakit geçirmek için. Herkese iyi bayramlar diliyorum; bol ziyaretli, az tatlılı çok sohbetli bir bayram geçirmeniz dileğiyle.




19 Kasım 2009 Perşembe

Pırasalı Kiş


Bir yemek dergisinin arka kapağında Dr. Oetker tarifi olarak gördüğümden beri bu kiş aklımdadır. Ha yaptım ha yapıcam derken aylarca mutfakta beni beklemiştir dergi. Yapıldıktan sonra da aylarca arşivde beklemek zorunda kaldı, onu daha fazla bekletmeden, hazır pırasanın da tam mevsimi iken yayınlayayım dedim. Benim gibi pırasayı pek sevmeyenler için bile keyifli bir kiş oldu.
Malzemeler:
Üst malzeme:
500 gr pırasa
2 yemek kaşığı sıvıyağ
tuz, karabiber, pulbiber
Hamur:
2,5 su bardağı un ( tarifte böyle geçiyor ama ben daha fazla ekledim hamur kıvama gelene kadar )
kabartma tozu
1,5 çay bardağı eritilmiş margarin
1 çay bardağı yoğurt
tuz
Üzeri için :
2 yumurta
1/2 çay bardağı süt
1,5 su bardağı kaşar peyniri rendesi
karabiber
Hazırlanışı:
1. Pırasaları yıkayıp temizleyip ince halkalar halinde doğrayıp kısık ateşte sıvı yağ ile 10-15 dk. kadar soteleyin
2. Ocaktan alıp tuzunu, karabiberini, pulbiberini ekleyip karıştırın ve soğutun.
3. Hamuru için unu ve kabartma tozunu karıştırıp üzerine eritilip soğutulmuş margarini, yoğurdu, tuzu ekleyip yoğurun.
4. Hamuru tart kalıbınızın içine kalıbın kenarlarını da saracak şekilde yayın.
5. Üzerine pırasalı karışımı dökün.
6. Yumurtaları süt ile çırpıp tartın üzerine dökün.
7. Önceden ısıtılmış 170 derecede fırında yaklaşık 25-30 dk kadar pişirin.
8. Pişirmenin son 5 dakikasında üzerine kaşar rendesini yayın.
9. Fırından alın ve ılık servis yapın.
Afiyet olsun.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Bizim Usul Makarnadan Tarifler

Eveet aylar öncesinde taa Ramazan ayında çekimlerini yaptığımız tarifler artık yayınlanmaya başladı. BURAYA tıklayarak DEVLETŞAH' ın birbirinden renkli konuklarıyla gerçekleştirdiği tarifleri izleyebilirsiniz. Nacizane bendeniz de Hamurlu Yeşil Mercimek Çorbası tarifim ile karşısındayım. Kendimi izlemek çok komikti, hatta dayanamadım bile. Heyecandan hiç kendim gibi olamamışım sanki, yoksa ben bu muyum:)))

Sevgili Devletşah ile birlikte yaptığımız çorbamızı izlemek isterseniz hemen buyrunuz. Lütfen yorumlarınızı da yapmayı unutmayınız.

Bu arada öncelikle beni de konuk olarak çağırdığı için Sevgili Devletşah' a sonra da bu güzel organizasyon için SELVA MAKARNA' ya teşekkür ederim.

8 Kasım 2009 Pazar

3 Çocuklu Bir Pazar Sabahı Kahvaltısı

Eveeet sıradan devam ediyoruz listemize, listede bu hafta büyük adamın asker arkadaşları vardı. Sevgili Tolga, eşi Kezban ve oğlu Tuna ; Talat, eşi Tülay ve minik prensesleri Tuğçe konuklarımızdı. Bir de unutmadan Kezban' ın karnındaki 6 aylık minik prens vardı.

Malum liste uzun olunca fazla ara vermeden ilerlemek gerekiyor, biz de uzun zamandır ağırlamak istediğimiz arkadaşlarımız için bir Pazar kahvaltısı hazırlayalım istedik. En son Tolga ve Kezban' ın evine 6 ay önce konuk olduğumuzda Kezban bizlere inanılmaz bir sofra hazırlamıştı. Ben yine akşam yemeği daveti yerine en sevdiğim öğün olan kahvaltıda ağırlamak istedim konuklarımızı. Bir de konuklar içinde iki de çocuk olunca çocukların en mülayim saatlerinin sabah saatleri olduğunu bilecek kadar tecrübeli bir anne olduğum için en sevdiğim sanırım.

Bu sabah kahvaltı menümüzde:

* Kahvaltılıklar
* Sosisli Rulo Milföy Börekler
* Elma Patates Dilimleri ( Actifry ile pişirdim )
* Közlenmiş kırmızı biber
* Acılı domates sosu
* Lor peynirli ve cevizli yufkalı kol böreği ( fotoğrafı yok ama en yakın fotoğraflı tarif gelecek )
* Frambuazlı damla çikolatalı parfe

Sosisli rulo Milföy börekler özellikle çocukların çok sevdiği lezzetlerden olduğu için genelde çocuklu davetlerde tercih ediyorum. Aslında bizim eve pek sık girebilen bir yiyecek değil sosis ( malum sağlıklı olmadığını artık hepimiz biliyoruz, hele ki son zamanlardaki GDO mevzuu çok ayrı bir postun konusu ) fakat nadiren de olsa alıyorum. Küçük adam da her çocuk gibi böyle pis ( !!! ) şeyleri maalesef ki seviyor. Alırken de mutlaka çok güvendiğim birkaç markanın ürünlerini tercih ediyorum. Küçük adamın Pınar aşkından çoook önceden bahsetmiştim o yüzden genelde de bu marka Pınar oluyor.


Frambuazlı damla çikolatalı parfe de havaların güzel gidiyor olmasından cesaret alıp denediğim bir tatlı oldu. Koca yaz yapmayıp da kışa günler kala yapmış olmam hayretlik birşey diye düşünmeyin, bugünkü sıcak havada iyi gitti. Tarifi yakında gelir.


Bizim haftasonu kahvaltılarımızın vazgeçilmezi kaymak elbette baş köşede. Ben asla ağzıma sürmem ama büyük adam da bayılır. Çarşambaları Aysun hanımdan gelen sütten topladığım tüm kaymakları bir güzel indiriyor mideye, ama bu defa marketten hazır maalesef. Bu kahvaltı sofrasında meyve tabağını da unutmak istemedim, malum domuz gribine karşı bol bol meyve tüketmemiz gerek.



Yaz sonu yaptığım ve keşke çok daha fazlasını yapmış olsaydım diye hayıflandığım acılı domates sosu ve yine büyük adamın vazgeçilmezi tahin helvası. Ben kilo vermeye çalıştıkça etrafımda hep bu bu kilo aldırıcılar dolaşıyor aman Allahım...


Son olarak da reçeller, onsuz asla bir kahvaltı masası düşünülemeyen Nutella' mız ve yine yine yine büyük adamın meşhur Üzümlü Ballı Fındık Ezmesi.

Uzun masa başı keyfi yaptığımız ve sonrasında da çocukların tüm haylazlıkları eşliğinde bolca muhabbet ettiğimiz keyifli bir Pazar sabahı kahvaltısıydı. Başta Tuğra oyuncaklarını pek paylaşmak istemeyip biraz huysuzluk etmiş olsa da günün sonunu iyi toparladı. Arkadaşlarını öperek kapıdan uğurlarken '' Yine gel '' demeyi de ihmal etmedi benim yaramaz, huysuz ama dünya tatlısı küçük adamım.
Veee sıradaki hazır mısın? Kim mi? Listemde uzun zamandır sabırla sırasını bekleyen Bayan Baykuş'um. En kısa zamanda inşallah...
Herkese sağlıklı, bol kazançlı, neşeli bir hafta diliyorum.


6 Kasım 2009 Cuma

Fıstıklı Kakaolu Muffin / PDÇS-47 Etkinliği


Çok uzun zaman olmuş herhangi bir etkinliğe katılmayalı. TuzBiber Dergisi etkinliğini saymıyorum tabii, artık orada yazdığım için belki de, keyifle yapıyor olmamım dışında o bir anlamda da sorumluluk gibi geliyor bana. Bu haftanın başından beri rejimdeyim henüz hiç liste dışı bir şey yiyip de bozmadım. Hatta bu muffinlerden bile bir tane olsun ağzıma sürmedim. Pazar akşamı küçük adam için pişirdim ama kokusu, görüntüsü beni çok zorlasa da bu defa kararlıyım kilo vermeye. Sanırım şimdiye kadar pişirip de ağzıma tek lokma koymadığım ilk kek olarak tarihe de geçmiştir bu muffinler.

Küçük adam ne zaman markete ya da bakkala girsek mutlaka hazır keklerden istiyordu bir süredir hani topkek şeklinde porsiyonluk olanlardan. Benim evde yaptığım kekleri de ağzına sürmüyordu, ben de bu defa bari muffin yapayım da görüntüsü belki cezbeder dedim. Gerçekten de öyle oldu, kalıptan çıkartıp dilimlediğim keke pek yanaşmazken böyle şekilli olunca hemen sıcak sıcak yedi.
Tarif daha önceden yaptığım Çikolatalı Muffin tarifi ile aynı aslında, sadece bu defa çikolata yerine toz fıstık kullandım.

Malzemeler: ( 15 adet muffin için )
2 su bardağı un
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1/2 çay kaşığı tuz
3/4 su bardağı toz şeker
3 yemek kaşığı kakao
1 adet yumurta
250 ml süt
1/3 su bardağı süt
3 yemek kaşığı toz fıstık
2 yemek kaşığı çikolatalı süsleme şekeri ( üzeri için )
2 yemek kaşığı pudra şekeri ( üzeri için )

Yapılışı:

1. Fırını 150 dereceye ayarla. Muffin kalıplarınızı tepsiye dizin ya da kağıt kalıp kullanacaksanız muffin tepsisine yerleştirin.
2. Bir kasede unu, kabartma tozunu, tuzu, şekeri, kakao ve vanilyayı karıştırın. ( muffin yaparken ana prensip kuru malzemeler ayrı yerde, ıslak malzemeler ayrı yerde karıştırılıp sonra birleştiriliyor !!! )
3. Başka bir kapta yumurtaları çırp, sütü ve yapı ekle.
4. Islak karışımı kuru karışıma kat ve iyice çırp.
5. Kalıpların yarısına gelecek kadar karışımdan dök.
6. Üzerlerine çikolatalı süsleme şekerlerinden serpiştir.
7. 25-30 dk. pişir.
8. Fırından çıktıktan sonra tel ızgarada soğutup üzerine pudra şekeri serperek servis yapabilirsiniz.

Bu soğuk havalarda ( gerçi bugün yine bahar havası var İstanbul' da ) sıcacık çayınızın ya da kahvenizin yanında size iyi bir eşlikçi olacaktır. Ya da okuldan dönen minikler için evde hazırlanmış, içinde katkı maddesi olmayan anne keki yanında bir bardak sıcak süt ile mutluluk verecektir.

Bu tarifimi ben de ayrıca Sevgili Ferah arkadaşıma gönderiyorum P.D.Ç.S- 47 Etkinliği için. Kolay gelsin Ferahcım.


Yıldız şeklindeki muffin kalıpları Paşabahçe' den. 12 'li olarak satılan silikon kalıpların fiyatı 10 YTL.

3 Kasım 2009 Salı

Ispanaklı Kiş

Sonunda bunun da sırası geldi. Yok oğluşun yarışmasıydı yok TuzBiber 'in yeni sayısıydı derken ne vakit ekran başına geçsem öncelikli olanlar sırasını çalıverdi kişin. Benim uzun zamandır deneme listemde olan ama bir türlü cesaret edip de deneyemediğim tariftir bu. Daha öncesinde pırasalı olanı da denedim ama sanırım ıspanak benim ağız tadıma daha fazla hitap etti. Yine de pırasalı kişin tarifi de en kısa zamanda gelecek.



Malzemeler:



Üst malzeme için:
500 gr ıspanak
2 yemek kaşığı sıvıyağ
1 çay kaşığı tuz
karabiber
bir tutam muskat rendesi


Hamuru için:
3 su bardağı un ( bardak ölçüsüne göre daha da fazla gerekebilir )
kabartma tozu
1,5 çay bardağı eritilmiş tereyağ ya da margarin
1 çay bardağı yoğurt
1 yumurta
tuz



Üzeri için:
2 yumurta
1/2 çay bardağı süt
rendelenmiş kaşar peyniri




Yapılışı:

1. Öncelikle ıspanakları güzelce yıkayın ve ince ince doğrayın. Kısık ateşte sıvıyağ ile 10-15 dakika kavurun.

2. Tuzunu, karabiberini ekleyip ocaktan alın ve soğumaya bırakın.

3. Hamuru için unu, kabartma tozunu karıştırın. Üzerine eritilmiş margarini, yumurtayı ve yoğurdu ekleyin ve yoğurun.

4. 26cm çapındaki kalıbınızın içine alın ve elinizle kalıbın tabanına ve yanlarına yayın.

5. Üzerine hazırladığınız ıspanaklı karışımı dökünüz.

6. Yumurtaları süt ile çırpıp karışımın üzerine dökün ve 170 derecede önceden ısıtılmış fırında 25-30 dk pişirin.

7. Pişmesine yakın fırından alıp üzerine kaşar rendesini dökün ve birkaç dakika daha fırınlayın.



Fırından çıkartıp sıcak ya da ılık olarak servis edin. Akşam yemeği için yapılacaksa yanında bol köpüklü ayran ya da yoğurtla süper olur. Ayrıca çay davetleri için de böreğe alternatif olabilecek bir lezzet.


Biz evde küçük adamı saymazsak 2 kişi olduğumuzdan aynı akşam bitiremedik haliyle. Kalanını dondurucuya koydum ve günler sonra aniden gelen misafirlerime ikram ettim ısıtarak. İlk piştiği günkü gibi tazecik ve mis gibi oldu. Harika bir lezzet, tek sorun kilo problemi olanların iradelerine sahip olup durmayı bilebilmeleri. Ben de bugün itibariyle rejime başladığımdan bir süre bu lezzetleri fotoğraflarda göreceğim. O yüzden bundan sonra öyle sık sık yeni tarifler veremeyebilirim, misafirden misafire pişer artık bizim mutfakta böyle şeyler. Desem de siz inanmayın.... Dayanamam yine yaparım ben.




Bu arada aylar aylar önce bloglar arası bir hediyeleşme etkinliği düzenlenmişti, ben hediyemi göndermiştim ancak bana herhangi bir hediye gelmemişti. Ben de etkinliği düzenleyen arkadaşa haber verip ilgilenmesini istemiştim ancak bir kere bana bilgi verip sonrasında hiç ses çıkarmamıştı. Ben de benim kısmetim böyle herhalde deyip susup oturmuştum ve bir daha da bloglar arasında bu şekilde hiçbir hediye etkinliğine katılmama kararı almıştım. Birkaç hafta önce cep telefonumdan bir bayan arayıp da bana hediyesini rahatsızlığından dolayı gönderemediğini ancak gönderebileceğini söyleyince çok şaşırdım. Sonrasında bir hafta kadar önce Sevgili Hansa' dan paketim geldi ve de çok içten yazdığı mektubu. Meğerse rahatsızlığının sebebi çok güzelmiş, karnındaki minik bebişiymiş. Ben de çok sevindim hem onu bu şekilde de olsa tanımış olduğuma hem de yeni bir blog bebeğinin yolda olmasına. Hediyesini de adet olduğu üzere unutmadan paylaşayım istedim. Hansa' ya tekrar tekrar teşekkür ediyorum, bu çok cici kalpli fincanlarımı her kullanışımda onu ve bebeğini hatırlayacağım mutlaka.

1 Kasım 2009 Pazar

TuzBiber Dergisi Kasım Sayısı Yayında

TuzBiber Dergisi Kasım sayısını okumak için tık tık...
Bu ay dergi yine dopdolu, birbirinden güzel tarifler sizleri bekliyor. Bu arada derginin bu ayki röportajını da ben gerçekleştirdim Yemekbiz blogu yazarları Sevgili Figen Karavaş ve Zeynep Mine Töre ile. Bir de bu ay biraz kendimi seven ( !!! ) bir yazım var ki arada açıp açıp okumam gerekiyor sanırım unutmamak için. Okuyun bakalım yorumları da unutmayın ama....
Herkese İyi Pazarlar...

27 Ekim 2009 Salı

GAP Yarışmasında Küçük Adamıma Oy Vermek İster misiniz?



Bu aralar çevrenizdeki tüm çocuklar yarış heyecanında biliyorsunuz, GAP bir yarışma düzenledi katılmayan yok. Ben de aylar önce gazetede ilanını görüp kesip saklamıştım. Sonra bir kenara koyup unutmuştum ki Nağme halamız '' Tuğriş' in fotoğraflarını da yollayalım mı ? '' diyince hatırladım ve kaydettirdim küçük adamı.


Ama ben böyle şeylerle uğraşmayı sevmediğim için çoğu gün oy bile vermedim oğluşuma. Ama baktım herkes yoğun bir propagandaya girişmiş :)) ben de bari harekete geçeyim dedim. Malum oğlumuz yakışıklı ama bu işler öyle oturmakla olmuyor ki.

Küçük adamıma oy vermek için aşağıdaki linke tıklamanız gerekiyor ama önce üye olmalısınız.
http://www.gapcastingcallturkey.com/CompetitorsDetail.aspx?bid=2350
Küçük adam adına şimdiden herkese teşekkür ederim.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Tiramisu ( Kedi Dili ile)

Tiramisu sanırım üzerinde en çok tartışma yapılan tatlılardan biri. Yok öyle yapılmaz da böyle yapılır; bu gerçek tiramisu değildir laflarını son zamanlarda çok fazla duyar olduk. Malum artık hayatlarımızda '' Yemekteyiz '' programı var. Ben izlemiyorum kesinlikle sinir oluyorum ama arada çok yorgunsam ve oğluş izin verirse biraz bakıp kafamı boşaltıyorum. Zira çok boş bir program olduğuna inanıyorum emeğe saygı diye birşey hiç yok. Yine de arada çok güzel tarifler yakalayan arkadaşlar var ordan, bu da bir gerçek.

Neyse tiramisu benim birkaç yıldır çok sık yaptığım bir tatlıdır. Çoğunluğun yaptığı gibi ben de hazır pastabanla yaparım ve de çok sevilerek tüketilir. Geçenlerde markette kedi dili bisküvileri görünce '' hadi bir de böyle deneyelim '' dedim ve aldım. Geçtiğimiz hafta kahvaltıya gelen misafirlerime de kahvaltı sonrası ikram etmek için yaptım. Sonuç oldukça tatmin edici, çok beğenildi. Bu gerçek bir tiramisu mu bilemem ama tarif paketin üzerinden bu defa.

Malzemeler:
1 paket kedi dili bisküvi
1/2 su bardağı sıcak su
1 yemek kaşığı süt
1 yemek kaşığı granül kahve
1 yemek kaşığı toz şeker
2 yemek kaşığı un
1/2 lt. süt
2 yumurtanın sarısı
1,5 çay bardağı toz şeker
1 paket labne peyniri ( ben Trakya Çiftlik Labne kullanıyorum tatlılarda )
1 paket vanilya
2 yemek kaşığı kakao

Yapılışı:
1. Önce muhallebisini hazırlanması için süt, un, şeker ve yumurta sarılarını tencereye alın ve sürekli karıştırarak pişirin.
2. Muhallebi göz göz olup piştikten sonra ocaktan alın içine labne peynirini ve vanilyayı katıp mikserle çırpın.
3. Sıcak su, 1/2 çay bardağı süt, granül kahve ve şekeri iyice karıştırın.
4. Servis tabağına ( ben dikdörtgen bir pyrex tercih ettim ) önce biraz muhallebiden dökün ve iyice yayın.
5. Üzerine kedi dillerini yanyana dizin. Her bir kedi dili üzerine kahveli karışımdan birer tatlı kaşığı gezdirerek ıslatın.
6. Kedi dillerinin üzerine tekrar muhallebi ve üzerine yine kedi dili dizip aynı işlemi bir defa daha tekrarlayın.
7. İki kat bu şekilde yaptıktan sonra en üstte kalan muhallebiyi boşaltın.
8. Buzdolabında en az 45 dakika beklettikten sonra üzerine çay süzgeci yardımıyla kakao serpin ve servis yapın.


Servis önerisi: Yanında kahve ve tercihe göre likör ile servis yapabilirsiniz.

25 Ekim 2009 Pazar

Garipçe ' de Kahvaltı


Bu sabah uyanıp da kış saati uygulaması sebebiyle saatin çok erken olduğunu farkedince büyük adam '' hadi kahvaltıya gidelim bir yerlere '' dedi. Kesinlikle itiraz edilemeyecek bu teklifi hemen kabul edip hazırlandık ve evden çıktık. Mekan, Rumeli Feneri Köyü ile Rumeli Kavağı arasında olan Garipçe Köyü idi. Burası tam olarak Marmara Denizi ile Karadeniz 'in birleşme noktası ve sanki İstanbul' un hem içinde hem de dışında hissediyorsunuz kendinizi. Kahvaltımızı ederken etrafta otlamaya çıkmış inekleri görmek keyif vericiydi. Fakat şehrin kalabalığından kaçıp da bir dolu araba ve insanla karşılaşmak o kadar keyifli değildi. İstanbul' da insanlar böyle doğal yaşamın özlemini çektiklerinden bu tarz sayılı yerler de bakir kalamıyor ne yazık ki.



Kahvaltı yapabileceğiniz birkaç yer var. Biz nispeten daha sakin olan bir yeri seçip etrafımızdaki bolca kedi ve arı eşliğinde mis gibi deniz havasını ciğerlerimize çekerek kahvaltımızı yaptık. Minik adamım da bu sabah biraz öksürük ve burun akıntısı ile uyanmış olsa bile mutlu mesut kahvaltısını yaptı. Evde pek yaramaz olsa bile en azından dışarda bizi çok fazla üzmüyor, buna da şükür. Elbette bulunduğumuz yer deniz kenarı olunca küçük beyin en büyük keyfi denize taş atma eğlencesini de unutmadık. Dalgalara ve rüzgara rağmen gönlünü yaptık.



Bunlar da kahvaltı esnasında etrafımızda dolanan kedicikler. Onları da fotoğraflamadan edemedim. Ve her gittiğim yerde birşeyler almasam olmaz, kahvaltı mekanlarının hemen karşısında köyün yerlilerinin sattığı peynir, bal vs. tezgahları var. Ben geçen yıl Rize' den aldığım ve lezzetini hala unutamadığım kolot peynirinden aldım. Yeni yeni peynirle tanışan küçük adam bari kendi memleketinin peynirini yesin, dedim.

21 Ekim 2009 Çarşamba

Frambuazlı Patatesli Kek

İsminden de anlaşılacağı üzere bu sıradışı keki Pazar sabahı kahvaltıya gelen misafirlerim için pişirdim. Aslında misafirlerimden çok Kek Etkinliği için tarif bekleyen TuzBiber Dergisi için de pişirdim denebilir. Böyle etkinlik falan da girince işin içine biraz değişik, her zaman karşımıza çıkmayan bir tarif olsun istedim. Elimdeki tüm dergileri önüme döküp karıştırınca çok önceleri gözüme kestirip de yanına not iliştirdiğim bu keki hatırladım. Tarif Lezzet Dergisi Ekim 2008 sayısından (s.64). Dergide frambuaz yerine böğürtlen kullanılmış ama dilediğiniz meyveyle olabilir.

Malzemeler 6 kişilik
2 adet yumurta
1 su bardağı un ( ben 1 bardaktan bir parmak kadar eksik kullandım )
1 su bardağı tozşeker
60gr tereyağ
3 orta boy patates
50 gr ceviz içi iri doğranmış
250 gr irmik ( ben 300 gr kadar kullandım )
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilya
1 su bardağı kadar frambuaz

Yapılışı:
1. Patateslerin kabuklarını soyun ve üzerini geçecek akdar suda yumuşayıncaya kadar haşlayın.
2. Haşlanan patatesleri ezip bir kenara alın.
3. Ayrı bir kapta yumurtaları çırpıp içine şekeri, tereyağını, vanilya, irmik ve patatesleri ekleyip iyice karıştırın.
4. Ununu, kabartma tozunu ve son olarak da cevizleri katın.
5. Yağlanmış kelepçeli kek kalıbınıza ( ben cam fırın kabı kullandım ) hamuru dökün.
6. Üzerine frmabuazları dizin ve biraz hamurun içine bastırın.
7. 180 derece fırında yaklaşık 35 dk. kekin üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
8. Izgara üzerinde soğutup üzerine pudra şekeri serperek servis edebilirsiniz.
Veee kek hakkındaki yorumlarımı yapayım hemen merak edenler için. Öyle bildiğimiz kekler gibi değil elbette anladığınız gibi. İrmiğin tadı ve lezzeti her lokmada hissediliyor, bence yapıldıktan 3 gün sonra falan çok daha lezzetli ve hoş bir kıvama geliyor bu kek. İçindeki un miktarının azlığı da göz önüne alınacak olursa oldukça da masum bir kek denebilir.
Ferahcım sana etkinlikte kolay gelsin diyorum ve tarifimi gönderiyorum. Şimdiden harika tariflerin gelmiş, merak edenler hemen bir tık.


15 Ekim 2009 Perşembe

Devletşah' a Bir Uğrayalım Bakalım...

Ramazan ayında yaptığımız çekimin sonuçlarını merakla beklerken Devletşah bugün ne dolaplar çevirdiğinden birazcık bahsedip iyice meraklandırmış milleti. O açıklama yapmadan ben birşey demiyim ama çok keyfli anlar yaşamıştım, hatırladım tekrar izlerken. Neden bahsettiğimi anlamak için lütfen Devletşah' a bir uğrayın da videoyu izleyin bakalım. Olay tam olarak açıklandığında ben de neler yaşadığımı anlatırım elbet.
Bu arada izleyeceğiniz videoda bendeniz de varım birkaç karede, heheee çok mutlu oldum.
Not: Bu arada ben de videoyu sağ tarafa ekledim, izlemek isteyenlere duyurulur.



14 Ekim 2009 Çarşamba

Zeytinyağlı Kereviz

Ortalıkta bir domuz gribi korkusu başladı. Bir taraftan aşısı gelecek derken diğer taraftan aşıyı üreten ilaç firmaları bile aşının onlarca yan etkisine dikkat çekiyor. Bizim evde de bir süredir konuşulan bu mevzu evde fikir ayrılığına sebep oluyor, büyük adam ailecek olmalıyız diye düşünürken ben '' asla olmam ve Tuğra' ya da yaptırtmam '' diyorum. Sanırım önce aşının güvenilirliğine inanmam gerekiyor. Yoksa ne kendim ne de küçük adam olamaz, tüm kışı eve kapanıp geçiririm ama güvenmediğim bir aşıyı olmam. Hele de oğluşa asla yaptırtmam. İsteyen olsun, ona da mani olmam...

Neyse ki domuz gribi aşısında hemfikir olamasak da grip aşısı konusunda büyük adamla anlaştık. Bu öğlen de oğluşu alıp babasının şirketine gittik. Şirket dileyen tüm çalışanlarını ve ailelerini grip aşısı yapıyor. Biz de en azından bu aşının birkaç yıllık bir geçmişi var, nedir ne değildir biliyoruz diyerek ailecek ilk defa oluverdik. Elbette önce küçük adamın doktorundan onayı aldık; şirket doktoru da 5 yaşından küçüklere yarım doz yaptıklarını söyleyince önce küçük adam, sonra anne ve en son da baba grip aşımızı olduk. Umarım bu kışı - en azından çok ağır grip olmadan - sağlıkla geçiririz.

Eveeet elbette sadece aşı olmak da yetmiyor birtakım virüslere karşı vücudumuzun da dirençle savaşması gerekiyor. Bunun için de bol sebze ve bol meyve yemek şart. Bizim evde meyve canavarı Tuğra, Allah nazarlardan saklasın meyveye hiç hayır demiyor. Bu konuda ne bana ne de babasına çekmediği kesin, her iki dedesine çekmiş sanırım. Sebze konusuna gelince de maalesef mütevazi olmayacağım bebekliğinden beri yemesi ve sevmesi için çok çaba sarfettim. Çoğu evde büyüklerin bile ağızlarına koymadıkları sebzeleri inatla ve sabırla hep yedirdim. Çok şükür artık evde yemek yaparken sıkıntım yok, çünkü ne pişerse yiyeceğini en azından az da olsa yiyeceğini biliyorum. Ama bazı sebzeler var ki hiç burun kıvırmadan yeniyor. Kereviz de onlardan biri. Mevsiminin gelmesiyle birlikte pazarlarda, marketlerde o kadar bol ki kereviz, her gördüğümde mutlaka alıyorum. Ben çiğ olarak salatasını severim ama küçük beyim de bol portakallısına bayılır. Bu defa evde mandalina vardı ve neden olmasın diyerek öyle yaptım. Sonuç bence portakallıdan daha iyiydi, hele de henüz tam tatlanmamış mandalinaların ekşiliği çok hoş lezzet vermişti yemeğe.

Malzemeler:
2 yemek kaşığı zeytinyağı
3 adet orta boy kereviz
2 adet havuç
1 adet büyükçe soğan
2 adet mandalinanın suyu
tuz, 2 adet kesme şeker
kereviz yaprakları
1 adet limon

Yapılışı:
1. Kerevizleri soyup küp küp doğrayın ve kararmamaları için üzerlerine limon sıkın.
2. Soğanı yemeklik doğrayıp zeytinyağında biraz kavurun
3. Havuçları halka halka doğrayıp tencereye alın.
4. Kerevizleri de içine katıp mandalinanın suyunu ekleyin. ( Ben gerekmedikçe başka su eklemem )
5. Tuzunu, şekerini ekleyip kısık ateşte pişirin.
6. Piştikten sonra servis tabağına alıp üzerine kerevizin yapraklarını ince ince kıyın.

Afiyet olsun

Not: Bu yazıyı okurken en azından içinizden bir '' Maaşallah '' diyiniz oğluma :))

10 Ekim 2009 Cumartesi

Aşçıbaşı Çorbası


İlk evlendiğimde sanki hiç yemek yapmayı öğrenemeyecekmişim gibi gelirdi bana; öncesinde mutfakla pek alakam olmamıştı çünkü. Sadece pilav yapar, onun dışında ne kek ne de herhangi bir sebze yemeği yapmayı bilmezdim. Evlenir evlenmez hemen kendime bir yemek tarifleri defteri oluşturdum ve her anneme telefon ettiğimde aldığım tarifleri ona yazdım. Köfte tarifinden tutun da en basit yemeklere kadar herşey var içinde. O deftere ne zamandır birşey yazdığım yok, sanırım blogla birlikte onun da miyadı doldu. Yine de arada bir içini karıştırıp sınırlı da olsa içindeki tariflere bir bakarım. Bu Aşçıbaşı Çorbası tarifini de oradan buldum. Kimden aldığıma dair bir not yok yanında, galiba bir dönem oldukça müdavimi olduğum televizyondaki yemek programlarından birinden alınmıştır. Sürekli aynı çorbaları yapmaktan sıkıldıysanız bu besleyici ve doyurucu çorba hoşunuza gidebilir.
Malzemeler:
2 yemek kaşığı sıvıyağ ya da tereyağ
1 adet soğan
1 adet tavuk göğüs
1 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı salça
2 yemek kaşığı kırmızı mercimek
1 adet domates
birkaç dal maydanoz
2 yemek kaşığı tel ya da arpa şehriye
tuz, karabiber, kekik
5 bardak su
Yapılışı:
1. Öncelikle tavuk göğsünü 2 bardak su ile birlikte güzelce haşlayın
2. Haşlanan tavuğu ufak parçalar halinde didikleyin ve bir kenara alın.
3. Tencereye yağı alıp soğanı kavurun.
4. Kavrulan soğana unu da ekleyip unun kokusu çıkana kadar kavurun.
5. Salçasını ekleyip tavuk suyunu da içine katın.
6. İçine mercimeği, domatesi ve maydanozu ve suyunu da katıp kaynatın.
7. Kaynayan çorbayı blenderdan geçirip en son olarak içine tavuk parçaları ve şehriyeyi katın.
8. Baharatlarını da içine ekleyip bir taşım daha kaynatın.
9. Sıcak olarak servis yapın.
Afiyet olsun
Not: Eğer acı ile aranız iyiyse içine biraz da acı biber katabilirsiniz, çok yakışıyor.