25 Ekim 2009 Pazar

Garipçe ' de Kahvaltı


Bu sabah uyanıp da kış saati uygulaması sebebiyle saatin çok erken olduğunu farkedince büyük adam '' hadi kahvaltıya gidelim bir yerlere '' dedi. Kesinlikle itiraz edilemeyecek bu teklifi hemen kabul edip hazırlandık ve evden çıktık. Mekan, Rumeli Feneri Köyü ile Rumeli Kavağı arasında olan Garipçe Köyü idi. Burası tam olarak Marmara Denizi ile Karadeniz 'in birleşme noktası ve sanki İstanbul' un hem içinde hem de dışında hissediyorsunuz kendinizi. Kahvaltımızı ederken etrafta otlamaya çıkmış inekleri görmek keyif vericiydi. Fakat şehrin kalabalığından kaçıp da bir dolu araba ve insanla karşılaşmak o kadar keyifli değildi. İstanbul' da insanlar böyle doğal yaşamın özlemini çektiklerinden bu tarz sayılı yerler de bakir kalamıyor ne yazık ki.



Kahvaltı yapabileceğiniz birkaç yer var. Biz nispeten daha sakin olan bir yeri seçip etrafımızdaki bolca kedi ve arı eşliğinde mis gibi deniz havasını ciğerlerimize çekerek kahvaltımızı yaptık. Minik adamım da bu sabah biraz öksürük ve burun akıntısı ile uyanmış olsa bile mutlu mesut kahvaltısını yaptı. Evde pek yaramaz olsa bile en azından dışarda bizi çok fazla üzmüyor, buna da şükür. Elbette bulunduğumuz yer deniz kenarı olunca küçük beyin en büyük keyfi denize taş atma eğlencesini de unutmadık. Dalgalara ve rüzgara rağmen gönlünü yaptık.



Bunlar da kahvaltı esnasında etrafımızda dolanan kedicikler. Onları da fotoğraflamadan edemedim. Ve her gittiğim yerde birşeyler almasam olmaz, kahvaltı mekanlarının hemen karşısında köyün yerlilerinin sattığı peynir, bal vs. tezgahları var. Ben geçen yıl Rize' den aldığım ve lezzetini hala unutamadığım kolot peynirinden aldım. Yeni yeni peynirle tanışan küçük adam bari kendi memleketinin peynirini yesin, dedim.
Yorum Gönder