Öncelikle yorum bırakan ve telefonla arayan herkese teşekkür etmek istiyorum. Çok şükür ki kas tahlili sonuçlarım iyi çıktı, herşey normal düzeyde. Hal böyle olunca da doktor beni fizik tedaviye yönlendirdi. Bu yaşta fizik tedaviye başlamak gibi bir niyetim yok elbette; son zamanlarda yaşadığım yorgunlukların bu ağrılara sebep olduğunu düşündüğüm için de kendime biraz daha dikkat edeceğim. Küçük adam gibi yerinde bir dakika duramayan bir çocuğun annesi olmak da sanırım biraz etkendir bu duruma. Neyse ben Ramazan geldi geleli hep tatlılardan gidiyorum ama buna kimsenin itirazı olmaz herhalde.
Bu tarifi gazetede gördüm, Dr.Oetker'in tarifi. Hemen de denemeye karar verdim. İftar sonrası hem hafif hem de bolca kayısı içeriyor ki benim gibi kansızlık yaşayanlara birebir. Hatta bir dahaki sefere kara kayısı ile yapmayı düşünüyorum.
Malzemeler:
200 gr kuru kayısı
25 gr tereyağı
2 yemek kaşığı toz şeker
3 yemek kaşığı su
1 çay bardağı öğütülmüş ceviz
1 poşet Dr. Oetker kazandibi
750 ml ( 3,5 su bardağı süt )
2 yemek kaşığı toz şeker
Yapılışı:
1.Kayısıları yıkayıp iri küpler halinde doğrayın .
2.Terayağı, toz şeker ve su ile kısık ateşte kayısıları suyunu çekene kadar pişirin.
3.Ocaktan alıp soğutun ve içine cevizleri katın.
4. 15x25 cm boyutlarında pişirme kabına yayın.
5.Sütü tencereye alıp kazandibi poşetini boşaltın. Orta ateşte sürekli karıştırarak pişirin.
6.Kaynamaya başlayınca ocağı kısıp 3-4 dk daha pişirin.
7.Pişirdiğiniz kazandibini kayısıların üzerine döküp düzeltin.
8.Üzerine 2 yemek kaşığı şeker serpip fırının üst rafında ızgara ayarında 20-25 dk üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
9.Fırından alıp oda ısısına geldiğinde buzdolabına kaldırın ve 3-4 saat sonra soğuk servis yapın.
Afiyet olsun.
31 Ağustos 2009 Pazartesi
Kayısılı Kazandibi
28 Ağustos 2009 Cuma
Tel Şehriye Çorbası
Başka zaman sofrada çorba olsa da olur olmasa da; hiç önemli değil. Fakat Ramazan' larda sıcacık bir çorbanın yerini de hiçbir şey tutamaz. Geçen gün ne çorbası yapsam diye düşünürken, bir taraftan da hastayım keyfim yok, bari dedim şöyle bir hasta çorbası yapayım kendimi şımartayım. Benim bildiğim hastalara yapılır çünkü bu şehriye çorbası, hem hafif olduğu için; hem de bol limonlu şifa olsun diye. Bu arada hala tam olarak iyileşemedim, bacaklarımdaki ağrı geçmedi. Yarın sabah ilk iş tekrar doktora gideceğim, yine kan tahlili yapacakmış, bu defa kaslarımda birşey var mı diye kas tahlili olacakmış, ne demekse. İnşallah önemli bir durum yoktur, bu kadar sık doktora gitmek pek alışkın olduğum bir durum değil hastanede sıkıntı geliyor içime. Neyse Allah tüm hastalara şifa versin, kimseye dermansız dert vermesin.
Herkes Tel Şehriye Çorbasını bilir aslında ama olur ya bilmeyenler için benim tarifim şöyle;
Malzemeler
3 adet domates
1/2 yemek kaşığı tereyağı ya da sıvıyağ
5 su bardağı su
1 çay bardağı tel şehriye
birkaç dal maydanoz
limon
Yapılışı:
1.Domateslerin kabuklarını soyup rendeleyin ve tereyağı ile beraber tencerede birkaç dakika pişirin
2.Üzerine suyunu ilave edip şehriyeleri de katın. Arada karıştırın ki şehriyeler dibe çöküp yapışmasın.
3.Şehriyeler pişip çorba kaynadıktan sonra maydanozları içine kıyın.
4.Yanında limonla sıcak servis yapın.
Afiyet olsun.
Not: Bu çorbayı isterseniz tel şehriye yerine arpa şehriye ya da yıldız şehriye ile de yapabilirsiniz.
27 Ağustos 2009 Perşembe
Zor Tatil / TuzBiber Dergisi Eylül 2009 Yazım
Koca yazı bitirip yazdan kalan son sıcaklarla avunur olduk. Koca yaz geçti de noldu, ardımızda zor bir tatili bırakıp kışa tam şarj olmadan giriyoruz yine. Tatilin zoru olur mu demeyin sakın. Valla olur. Sizin de bizimki gibi 3 yaşında, yerinde duramayan, babayı görünce şımarmanın dozunu tutturamayan bir ufaklığınız varsa hem de nasıl olur.
Yıllar önce etraftan ya da arkadaş çevremden çocukları büyüklere bırakıp da tatile gittiklerini duyduğumda hep tepki gösterirdim. '' Madem o çocuğu hayatının her anına katamayacaktın ne diye doğurdun? '' diye bilmiş bilmiş savunurdum fikrimi. Halbuki kazın ayağı hiç de öyle değilmiş. O zaman anlamam elbette mümkün değildi bunu, ne zamanki oğluşla tatillere gidip geldik şimdi şimdi hak veriyorum o kızdığım insanlara. Şimdi bu yazıyı okuyup da bana da kızanlar, beni de eleştirenler mutlaka olacaktır. Her türlü fikre de saygı duyarım. Demek ki onlar uslu çocuklara sahip şanslı insanlar diye düşünürüm.
Biz oğlumuz 1 yaşında iken çıktık ilk ailecek tatilimize, rotamız Antalya' da büyük bir oteldi. Hani o herşey dahil ultra lüks olan tatil köylerinden. Küçük paşanın ilk tatilidir diyerek o yıl pek dert etmedik yaşadıklarımızı. Normaldir, sıcaktandır, diş çıkarıyordur, şöyledir böyledir derken koca 1 haftayı doğru dürüst yemek bile yemeden, denizin tadına varamadan, dinlenmek şöyle dursun yorularak dönmüştük evimize. Neredeyse yerleri öpecektim eve vardığımda, düşünün yani o derece bunalmışım evden uzakta olmaktan.
Ne oldu sonra, aynı kış küçük beyi anneanne dedesine emanet edip kaçamak birkaç kısa tatille ödüllendirdik kendimizi. Maksat biraz nefes alabilmek, çocuk bakarken insanın içine çöken o herşeyden mahrum kalıyorum duygusunu bir nebze olsun uzaklaştırmaktı beynimizden. Biz öyle çocuk oldu diye eski yaşantısına tam gaz devam eden çiftlerden olamadık maalesef ne eşim ne de ben. Herşey onun uyku saatine, mama saatine uygun olacak diye ısrar ederken çoğu şeyden mahrum bıraktık kendimizi. Pişman mıyım, hayır asla değilim. Yine bebeğim olsa yine aynı kurallar geçerli olacak, sadece biraz daha rahat olabilmeyi öğreteceğim hem eşime hem de kendime. Bunu başarabilenlere de ayrıca hayranım. Hem çocuk büyütüp hem de eski düzeni devam ettirebilmek başka bir beceri olsa gerek. Eski düzenden kastım, gece gezmeleri, sinema tiyatro gezmeleri, arkadaşlarla buluşmalar, partiler vs. falan.
Her neyse geçtiğimiz yıl yazın yine yollara düştük. Bu defa arabayla gideceğiz diye tutturup uzun ve yorucu yolculuğu da göze aldık. Sonuç geçen yaza göre elbette bir nebze olsun daha iyi ama yine tam anlamıyla adı tatil olamayan zamanlar oldu. Kumsalda uzanıp bir kitabın sayfalarına gömülemeden, onu kontrole edeceğim diye denize bile doğru dürüst dalamadan, gece serinde üşütür diye erkenden odaya kapanarak, sahildeki çakıl taşlarını ağzına götürüyor diye süper kontrollü bir tatil daha geçirmiş olduk.
Ne oldu, bu yıl akıllandık mı? Yooo hayır asla, biz yine koca yılın yorgunluğunu atmaya ve üzerimizdeki hayat stresinden biraz olsun kopmaya giderken bizim küçük afacanı kimselere emanet edemedik. İstedik ki ne kadar zor olsa da, bizi yorsa da gözümüzün önünde olsun, annesi babasıyla tatil yapsın. İyi mi ettik, mutlaka onun açısından harika olmuştur. Huysuzluğun sınırlarında, şımarıklığın her şeklini denediği, özellikle babasına koca haftayı zehir ettiği bir tatil yaptık. Arada gezdiğimiz, gördüğümüz yeni yerler; tattığımız değişik lezzetler de olmasa tatil demeye şahit gerekti. Geriye dönüp bakınca sadece güzellikler hatırlanıyor belki ama şöyle uzanıp da içimi dinlediğim bir tatil yine olamadı bu yıl da.
Eeee önümüzdeki yıl ne yaparız valla hiç fikrim yok, bildiğim tek şey yine gönlümüz elvermeyecek küçük adamımızı bırakıp da yollara düşmeye. Ne kadar zehir ederse etsin yine onsuz tatil olmaz gibi. Ben istesem babası kıyamaz oğluşundan ayrı kalmaya.
Halbuki eğer dinlenip de kışa hazır hale gelemeyeceksek ne diye gideriz tatile? Evdeki düzenimizi sağlayacağız diye kendimizi paralarken ne kadar becerebiliriz tatil yapmayı onu da bilmem.
Bildiğim tek şey bizimki gibi aşırı hareketli ve laf dinlemeyen çocukların ailelerinin ara ara çocuktan uzak kalmaya ve onu özlemeye ihtiyaçları olduğu. Henüz onu gözümüz arkada kalmadan emanet edebileceğimiz büyüklerimiz varken bunu da yapmamız gerektiğine şiddetle inanıyorum. Çalışmayıp da tüm gününü onunla evde birebir geçiren bir anne olarak zaman zaman sessizlik, yalnız başıma kalmak, kendimi dinlemek, eşimle başbaşa kalıp laflamak gibi nacizane çok doğal isteklerim oluyor. Ve bunları maalesef yapamayınca da ister istemez sinirli, gergin ve yeterince iyi bir anne olamadığımı düşünüyorum ( sadece düşünüyorum:))
Dediğim gibi gelecek yıl yaz tatili için oğluş hala listemizin en başındaki yerini koruyor. Allah sağlık verdiği sürece de öyle olacak inşallah ama aralarda onsuz küçük dinlenceler yapmayı da ihmal etmeyeceğiz. Mesela şimdiden bayram sonrasına denk gelen evlilik yıldönümümüz için ona çaktırmadan planlar yapmaya başladık bile. 3 günlük bile olsa şöyle güneşin altında uzanıp kimsenin bölmesine izin vermeden kitabıma gömüleceğim. Elimde sıcacık kahvem, önümde masmavi deniz ve dalga sesi, yanıbaşımda aşkım, aklımın bir ucunda mutlaka oğluşum ruhumu dinlendireceğim. Ve vakti gelip de eve döndüğümde ona daha bir sıkı sarılacağım. Dinlenmiş, özlemiş, enerji depolamış ve çok daha iyi bir anne olarak.
Unutmayın, herkes kendi şartlarında değerlendirilmeli, kimse bir diğerinin içinde ne olduğunu, ne yaşadığını bilemez; sadece bildiğini sanır. O yüzden kim ne der diye düşünmeden, kendi ihtiyacınız neyi gerektiriyorsa öyle yaşayın. Sorumluluklarınızı aksatmadığınız sürece yargılamaya kimsenin hakkı olamaz. Uzaktan mükemmelmiş gibi görünen hayatların aslında içinde ne büyük fırtınaların olduğunu kim bilebilir?
Herkese şimdiden İyi Bayramlar diliyorum. Bayramla ilgili yazım için Bayram Özel sayımıza da lütfen gözatmayı unutmayın.
26 Ağustos 2009 Çarşamba
Cevizli ve İncirli Sütlü Tatlı
Herkese ağız tatlarının hep yerinde olduğu keyifli iftarlar diliyorum. Yanında tatlı bir dil olmadıktan sonra hiçbir tatlı yeterince keyif vermez, lütfen unutmayın.
Not: Baştaki fotoğraf bana ait değildir, dergiden çektim.
25 Ağustos 2009 Salı
Şekerpare
18 Ağustos 2009 Salı
Meyveli Tart

Emine Beder' in bu tart tarifini bir gazetenin ekinde verilen dergide görmüştüm. Uzunca bir vakit gidip gelip baktım kendisine. Sonra dayanamayıp yaptım henüz yazın meyve bolluğu sona ermeden. Ben evde tereyağı olmadığı için margarin ile yaptım, sadece margarinin tadı bana biraz fazla geldi, onun dışında keyifli bir yaz tatlısı oldu.
Malzemeler:
1/2 paket tereyağı ya da margarin
3 çorba kaşığı yoğurt
11-12 yemek kaşığı un ( ben 14 kaşık kullandım)
1/2 çay bardağı tozşeker
1/2 paket kabartma tozu
üzeri için:
2 su bardağı süt
1 yumurta sarısı
3 çorba kaşığı tepeleme un
1/2 su bardağı tozşeker
süslemek için böğürtlen, şeftali, muz, çilek, kivi, üzüm gibi meyvelerden biri veya birkaçı
Yapılışı:
1.Tart tabanı için tüm malzemeyi güzelce yoğurup yağlanmış 25-30 cm çapındaki tart kalıbına yerleştirin.
2.Hamurun kenarlarını 1/2 cm kadar yükseltin.
3.Hamuru çatalla 7-8 yerinden delin.
4.180 derecede üzeri açık pembe renk alana kadar pişirin fırından alıp soğutun.
5.Kreması için tencereye şekeri, unu, sütü ve yumurta sarısını ekleyip ağır ateşte sürekli karıştırarak pişirin.
6.Kremayı ateşten alıp mikserle 1 dakika çırpın.
7.Soğumuş olan tartı kalıbından çıkartıp soğumuş kremayı da üzerine döküp yayın.
8.Kremanın üzerine dilimlenmiş meyveleri sırt sırta ve aralıksız olarak dizin.
9.Tartı buzdolabında birkaç saat bekleterek servis yapın.
10 Ağustos 2009 Pazartesi
Fıstık Ezmeli Kek
Hala Tekirdağ' dayız küçük beyle beraber. Bu keki de buraya gelirken getirmek için yapmıştım. Tahinli olur da fıstık ezmeli olmaz mı diye sitem eden büyük adamın ısrarıyla zaten deneme listemdeydi. Sevgili Pelin' de de görünce daha fazla bekletmeden yapıverdim. Sonuç Pelin' in tüm keklerinde olduğu için harika oldu. Bizim evde fıstık ezmesi en çok tüketilenler listemizde, ben pek sevmem ama büyük adamın olmazsa olmazlarından, tıpkı Nutella ve fındık ezmesi gibi. Yıllar önce kuzenlerimin Amerika' dan getirdikleri Peter Pan marka fıstık ezmesini ona tattırabilmek için taa oralardan getirtmiştim bile geçen yıl. İçinde fıstık parçacıklı olanı tattığında burada yediklerinin asla fıstık ezmesi sayılmadığını anladı. Türkiye' de her yerde bulunmuyor ama büyük marketlerde falan olur da gözünüze ilişirse almadan çıkmayın. Benden söylemesi.04 Ağustos 2009 Salı
Çocuklara Dondur (ma)
Yine evimizden uzaktayız küçük adamımla birlikte. Babamızdan ayrı 2 hafta geçireceğimiz Kumbağ' dayız. Cumartesi akşamı kardeşim ile Ece' nin nişan törenini yaptık, çok keyifli bir geceydi. Minik kuşum gecenin başında çalan davullardan biraz ürkse de gecenin ilerleyen saatlerinde havaya girip bolca dansetti. Dayısının nişanında doyasıya oynadı, kurtlarını döktü. Artık düğünde ne yapacağını merakla bekleyeceğiz.





