27 Aralık 2012 Perşembe

Gökyüzüne Yazdım Bir Martının Kanadına




Her bir yıl bitiminde oturup da eskileri önünüze döküp muhasebe yaptınız mı hiç? Neler yapmışım, yapmamışım, yapmak isteyip de yapmaya cesaret edememişim diye kafanızı arkaya çevirip hesap kitap yaptınız mı? Ya da olduğu gibi geldi ve gitti diyip öylece yeni geleni mi karşıladınız ? Olan olmuş biten bitmiş midir nasılsa ? Olanla ölene çare bulunmaz, diye kendinizi kandırıp kabule sığınıp geleni buyur mu ettiniz?
Şimdi bu kadar çok soruyu sorup da kendimi de bunlardan ayrı tutmak olmaz herhalde. Ben ne yaparım her bir yıl bitiminde diye sorayım bakalım kendime.... Bakalım ne cevap verecek kendim bana?

Ben düşünürüm evet neleri başarmışım neleri es geçmiş ıskalamışım hayattan diye. Neler içimde '' keşke'' diye almış yerini; neler için ''iyi ki yapmışım'' diye kendi kendime gurur gülümsemesi kondurmuşum yüzüme. Keşkelerin çok olduğu yıllar başarısız demektir herkes için; yanlış karar da olsa bir harekete geçmiş olmaktan mutluluk duyarız çoğu defa. O an değil belki ama sonrasında '' İyi ki yapmışım da denemişim, içimde kalmamış'' demez miyiz çoğu defa bir düşünsenize... Denemeden içimizde kalan her şey bir iğne gibi oramıza buramıza batmaz mı sonra bir ömür boyunca ?

Bu yıl kendim için şöyle bir muhasebe yaptığımda bir dolu şey göz kırpıyor geriden geriden bana. Hayatımızın en büyük ve riskli kararını verip de Ankara yollarına düşmemizle başlayan yepyeni bir hayatın ilk yılı. Zor olacağını en başından bildiğimiz, bilinmez ve karanlık bir dolu noktası olan bir koca yıl. Aşık olduğumuz, doğup büyüdüğümüz, her şeyin sebebi sonucu diye gördüğümüz güzel İstanbul' a vedamızın ilk yılı. İlk gençliğin güzel mahalleriyle Bakırköy'den; ilk kendi evimin, yuvamın eşsiz ruhuyla Kadıköy'den; hayran olduğum karış karış dolanmaktan ömrüm boyunca bıkmayacağım Eminönü Karaköy Galata' dan; annemden, babamdan, kardeşlerimden, güzel dostlarımdan; ve son olarak sabahları çığlıklarıyla beni uyandıran güzel saf temiz komşularım martılardan ayrılmamızın ilk yılı. Bambaşka koca bir şehirde, yepyeni ev yepyeni bir muhitte  keşfedilmeyi bekleyen onlarca yeni şeyle başbaşa geçeceğini bildiğimiz bir yıldı. En başında başlarken bir dolu tereddüt ve endişe olsa da şimdi bakınca gururla ve huzurla diyebilirim ki güçlü bir yıldı benim için. Yalnız ve güçlü olduğumu ömrümde ilk defa hissettiğim zorlu bir maratondu. Zorlanmadık diye anlaşılmasın tabii, çok gece umutsuzca '' nerdeyiz, ne işimiz var bu yabancı şehirde ? '' diye sorduk kendimize.  Çok defa pes edebileceğimizin güveniyle tekrar ha gayret diyerek ayağa kalktık. Çok defa sessiz ve kimse duymadan ağladık, bağırdık içimize atarak.  Şimdi çok özlesem de İstanbul'u  buraya da bizi bağlayan bağlar oluşmaya başladıkça korkmuyorum desem yalan olur. Ve  Ankara' ya yerleşme durumumuz ortaya çıktığında ilk aradığım kişi Devletşah' ın bana dediği şey aklıma geliyor. Ankara'dan geri dönerken ağlaya ağlaya döneceksin, demişti burada 1 yıl yaşamış biri olarak buraya alışıp seveceğime olan inancını belirterek. Elbette şimdilik ufuk bize dönüş göstermiyor, bunları düşünmek için çok erken. Fakat bir şehri sevdirenin oradaki insanlar olduğunu bilecek kadar yaşım var sanırım. Ve Ankara şehrini sevmeye başladığımı  ilk kez itiraf ediyorum. Şimdi ve burada ettim işte. Arada offf pofff derim yine de baştan anlaşalım. İstanbul, deniz ve martılar başıma vurdukça.... Burada da biriktirmeye başladığım dostların, sıcak insanların bunda çok büyük payı var elbette. Bir kocaman teşekkürü Aslı' ma ediyorum beni sanki yıllardır tanıyor gibi içine soktu evinin arkadaşlarının ve en önemlisi yüreğinin. En büyük teşekkürlerden biri daha Ankara' ya geldiğimiz ilk günden beri evini, sofrasını bize açan, güler yüzlerini esirgemeyen güzel insanlar Güler Ablam ve Ali Abime. Onlar bizi Hollanda' ya yolladıkları evlatları yerine koydular, biz onları anamız babamız yerine. Sonra isimlerini sayamadığım bir dolu insan, Tuğra'mın okul arkadaşlarının dünya tatlısı şen şakrak anneleri; hepsi birbirinden şeker güzel ve hamarat komşularım; bizim gibi uzaklardan buraya düşmüş benim gibi iki martı sesi sevdalısı daha, gençlik iksirlerim Irmak ve Selin'im. Hepsi hepsi bu yılın kazanımları bana; bu şehri yaşanabilir kılan güzel insanlar. Bu yıl muhasebesinin en kıymetli verisi bunlar zaten.

Yine bu yılın son yarısında bana doping etkisi yapan; beni şöyle bir silkeleyen ve aslında içimde olan ama bir türlü çıkarmak için kendimi zorlamadığım gücü keşfetme şevki veren Sevgili İnci'm. Bu yıl olduğu gibi yıllar sonrasında geriye dönüp de baktığımda  '' İyi ki yapmışım '' dediğim işlerden biri olacağına  inandığım bir işe adım atmama önayak olduğu için şükran borçluyum kendisine. Zaten blog için fazlasıyla mesai yaptığım ama son zamanlarda biraz geri plana atmaya başladığım mutfak deneylerine beni tekrar yöneltti Yemek Zevki Dergisi. Kimilerine göre çok minik bir adım gibi görünse de benim için nasıl yürek hoplatan ve heyecan duymamı sağlayan bir iş anlatmak için kelimelerim yetmez. Bana inanıp bu sorumluluğu verdiği için Sevgili İnci Bak' a  minnet borçluyum. Ve bir kocaman teşekkür de Sevgili Özgür Bakır' a etmek istiyorum. Benim gibi fotoğraftan anlamayan birine her ay her sayıda bıkmadan usanmadan dil döküp nasıl fotoğraflayacağım konusunda destek verdiği için. Her sayıyla birlikte mideme giren ağrıların sebebi fotoğraflarım için gece gündüz gıkıçıkmadan yardım ettiği için ne desem az kalır. Bu yılın benim açımdan en güzel ve en keyifli kazanımı buydu sanırım.

Bunlar dışında neler neler yapmışım ? İstanbul' da hiç vakit bulup elime almadığım şeker hamuruna bulaşıp çok şeker kurabiyeler yapmışım. Ankaralı blogger arkadaşlarımla buluşup tanışmışım. Bir sonraki Ankara Blog Yazarları Buluşması için görevi devralmışım ama sesim soluğum çıkmıyor. Bunu da eksi haneme yazayım da yeni yılda yapacak işlerimi bileyim. Daha neler neler yapmışım. Şehir şehir yurdumu gezmişim her köşesine ayrı hayran kalmışım. Kah Sinop' da yunuslara aşık olmuşum; kah Karadeniz' e gidip yeşille maviye tekrar tekrar doymuşum. Dünyanın bir ucuna ta Meksika' ya kadar gidip farklı kültürler tanımış bol acılı lezzetler tatmışım. Dünya tatlısını bir yaş daha büyütmüşüm , büyütmüşüz.

Yazının sonuna geldin biliyorum hani bana teşekkür diyorsun, onu da biliyorum. Sen beni bu yabancı şehirde hiçbir gün yalnız bırakmayan, telefonumdan tek bir gün araması eksik olmayan can dostum kardeşim, bir gün dahi farklı şehirdeymişiz hissi yaşatmayan deli kız. Şimdi burada ne yazsam gerçekten eksik kalır, hangi birini yazsam ki. Ağladığımda saatlerce beni avuttuğunu mu desem, gece yarılarındaki görüntülü pasta kurabiye yapma seanslarımızı mı anlatsam, nefesimiz kesilene kadar deli gibi gülüşmelerimizi bilemedim. Yalnızım yalnızım diyorum ya aslında bu yıl geriye bakınca sen beni hiç bırakmamışsın ki. Hiç abartmıyorum bir insan her gün aksatmadan arar mı? Bir değil iki değil belki defalarca. Adı Betül ise ve benim canımsa arıyor işte. Hep orada kal ve hattın açık olsun çılgın hatun.

Başka başka ne anlatsam ki? Bu yıldan neler bekliyorum kısmına hiç girmiyorum ben. Elimdekileri kaybetmeyeceğim bir yıl olsun yeter ki. Hayatımdaki kimse olduğu yerden ayrılmasın; gelenler gidenleri aratmasın. Büyük hayal kırıklıkları beni bulmasın fazlasını istemiyorum. Sağlık olsun, huzur olsun evlerde yuvalarda... Sevgi olsun aşk olsun yüreklerde...


Bir de martı sesleri duyulsun istiyorum her yerden, Ankara' dan bile. Öyle güçlü bağırsınlar ki buradan bile duyayım seslerini, sabahları onların çığlıkları uyandırsın beni yine yeniden. Gelip balkonumdan kahvaltımı çalsınlar tıpkı eski günlerdeki gibi. Ekmek atayım onlara, simitle kandırayım. Martılar olsun hep en yakınımda. Martı sevenler olsun yanımda. Martıları konuşalım birlikte; özgürlüğü konuşalım, hayal kurmayı, heyecan duyalım konuştukça. Martı sevenler olsun hayatımda. En az martılar kadar beni de sevsinler. 

Martı fotoğrafları Sn. Ceyhun Gümüş' e aittir. 




Yorum Gönder