27 Aralık 2009 Pazar
2009 iyi bir yıldı çünkü.....
25 Aralık 2009 Cuma
Portakallı Revani
Son zamanlarda blogumu güncelleme sıklığımı azaltmış olsam da vakit bulabildiğim her an aklıma gelen ilk durak burası. Kitap mı okusam, biriken ütülerimi mi yapsam yoksa mutfakta yeni tarifler mi denesim diye düşünürken bir bakıyorum blogu açmışım yazamasam da harika tariflerle yılbaşına hazırlanan blogları geziniyorum. Bizim bu yıl yılbaşı için herhangi bir planımız yok, zaten genel olarak da yılbaşının kutlanması gereken özel bir gün olduğunu düşünenlerden değilim. Sonuç olarak yılın herhangi bir gününden hiçbir farkı da yok. Sadece yeni bir başlangıç olması sebebiyle yeni bir heyecan oluyor, hepsi bu. Bu yıl da diğer yıllar gibi yine evimizde ailecek olacağız. Özel birşeyler yapar mıyım onu bile düşünmedim henüz. Şeker dedemiz hala hastanede, durumu çok da iyi denilemez. Hal böyle olunca da kutlama yapılacak bir vaziyetimiz de yok. Belki küçük adamı neşelendirebilmek adına keyifli birkaç şey hazırlarım. Bu yıl o kadar yeni yıl modundan uzakta kaldık ki yılbaşı ağacımızı bile çıkarıp da kuramadık. Yavru kuş her yerde gördüğünde heyecandan deli olduğu ağacı evde kuracağız diye beklerken yeni yıl da geldi çattı. Artık bu saatten sonra da hiç çıkarmayı düşünmüyorum, kısmetse seneye daha iyi bir yıl ümidiyle kurarız ağacımızı.
Yılbaşı gecesi için henüz menü yok aklımda. Öyle hindili falan bir tarif de asla benden çıkmaz zaten. Hem yenmez hem de öyle marifetli bir hatun değilim henüz. Menümüz belli değil ama tatlımız Portakallı Revani olacak, buna karar vermiş bulunuyorum. Kurban Bayramında büyük adam Şeker dedenin yanına Trabzon' a gittiğinde bizim de küçük adamla kayınvalidemde kaldığımızdan bahsetmiştim. Bu şahane portakallı revani de işte o zamandan. Bildiğimiz klasik revani pek benim ağzı tadıma uyan bir tatlı değildir, daha doğrusu şerbetli tatlılar benim tercihim değildir. Ama bu kuralı bozacak kadar güzel bir lezzeti var bu portakallı revaninin. Gazeteden tarif bulup da denemekten asla çekinmeyen kayınvalidemin ellerinden çıkan bu harika lezzeti burada da paylaşmak istedim. Niyetim kendim yapıp bloga eklemekti ama bu aralar gün ışığını yakalamak mesele. Hazır elimde de yapılmışı, fotoğraflanmışı var iken, önümüz de yılbaşı iken beklemek istemedim. Yılbaşı gecesi için şerbetli tatlı denemek isteyenlere fikir verir belki.
Portakallı Revani
Malzemeler
4 yumurta
4 kahve fincanı toz şeker
4 kahve fincanı un
4 kahve fincanı irmik
4 kahve fincanı yoğurt
2 adet portakal kabuğu rendesi
2 kahve fincanı sıvıyağ
2 kahve fincanı portakal suyu
kabartma tozu
Şerbeti için
3 su bardağı toz şeker
2 su bardağı su
1/2 limon suyu
Hazırlanışı:
1. Şerbeti için şekeri ve suyu tencereye alıp kaynatın. İndirmeye yakın limon suyunu ekleyip ocaktan alın soğumaya bırakın.
2. Yumurtaları ve şekeri çırpın.
3. Geri kalan tüm malzemeleri ilave edip karıştırın.
4. Yağlanmış bir tepsiye ya da cam fırın kabına döküp önceden ısıtılmış 175 derecede fırında 45 dk. pişirin.
5. Fırından çıkarıp üzerine şerbeti dökün ve üzerini kapatın.
6. 4 saat hiç ellemeden dinlendirin. Dilimleyip üzerini hindistancevizi ile süsleyip servis yapın.
Afiyet olsun.
21 Aralık 2009 Pazartesi
Tavuklu Bulgurlu Gül Böreği
Geçtiğimiz haftaya nazaran bu hafta daha az yoğunum. Yani blogu bu denli boşluyor olmamın suçunu işe güce atamayacağım. İşe ilk başladığım haftaya göre biraz daha düzene girmiş ve programı oturtmuş olduğum halde bloga sıra gelmiyor yine de. Önceden gündüzleri öğle uykusuna yatan küçük adam artık biraz büyüdü ya öğle uykusunu rafa kaldırdı. Hal böyle olunca benim de gündüz ekran başına geçip kahvemi de elime alıp keyif yapma imkanım olamıyor ne yazık ki. Bir de ertesi gün evde olmayacaksam yemek pişirmekten başkaca da birşey yapamıyorum zaten. Beni tüm gün mutfakta gören de sanır ki evde 5 öğün yemek yeniyor. Kim yiyor tüm bu pişenleri bilmiyorum ama mutfakta hayat çok yoğun işliyor. Bu durumdan hiç şikayet ettiğim yok ama bir de diğer ev işlerini birileri yapsa benim yerime ne kadar da hoşuma gider. Mutfakta geçirdiğim her dakika bana terapi gibi gelirken evin diğer kısımları için maalesef aynı şeyi söyleyemiyorum. Ne var ki hayat sadece sevdiğimiz şeylerden ibaret değil, mecburiyetler de bizi bekliyor.
Bu tavuklu bulgurlu börek yazsonunda yaptığım bir deneme sonucudur. Kesinlikle çok keyifle yediğimiz bir börek olmuştu. Eğer sizin evinizde de tavuk yemeyi sevmeyen birileri var ise bu şekilde gizli saklı yöntemlere başvurmak durumunda kalıyorsanız çekinmeden yapabilirsiniz. Sonuç herkesi memnun ediyor çünkü; seveni de sevmeyeni. Hem içindeki bulgurdan dolayı da oldukça besleyici, çocukların beslenme çantaları için çeşit arayan annelere de duyurulur.
Tavuklu Bulgurlu Gül Böreği
Malzemeler:
2 adet yufka
1 adet haşlanmış tavuk göğsü
1 çay bardağı bulgur
bir tutam maydanoz
2 adet yeşil biber
karabiber, pulbiber, kekik, tuz
üzeri için susam, çörekotu
sosu için:
1 su bardağı süt
1 adet yumurta
1 çay bardağı sıvıyağ
tuz
Hazırlanışı:
1. Tavuk göğsünü haşlayıp minik minik doğrayın
2. Bulguru yıkayıp haşlayın.(bulgur yerine eğer evde akşamdan kalmış pirinç pilavınız varsa onu da kullanabilirsiniz)
3. Tavuk göğsünü ve bulguru tavaya alıp az yağda soteleyin.
4. İçine ince doğranmış yeşil biberleri ve maydanozları da ekleyin.
5. Tuzunu, biberini, kekiğini de katıp soğuması için bir kenara alın
6. Diğer tarafta sosu için sütü, yumurtayı, sıvıyağı ve tuzu karıştırın.
7. Yufkaları üst üste koyup 4 eşit parçaya bölün.
8. Üçgen haline gelmiş her bir yufkanın üzerine önce fırça yardımıyla sostan sürüp geniş kısmına bulgurlu tavuklu iç harçtan koyun.
9. Çok sıkı olmayacak şekilde rulo yapın ve bir ucundan başlayıp içe doğru kıvırarak gül şeklinde sarın. Bittiği noktayı altta sıkıştırın ki açılmasın.
10. Fırın kağıdı serilmiş ya da yağlanmış tepsiye börekleri yan yana dizin. Üzerine sostan sürün. Susam ve çörekotu serpin.
11. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında üzeri kızarıncaya kadar pişirin.
Ilık ya da sıcak olarak servis yapın.
Afiyet olsun.
13 Aralık 2009 Pazar
Elmalı Kurabiye
Baktım böyle ayrı gayrı olmayacak bu gece küçük adamı yatırır yatırmaz ilk iş ekranın başına geçtim. Bloga yazmadığım günler sanki bir suç işlemişim gibi kötü hissediyorum kendimi nedense. Yapılması gereken en zaruri işleri halledip de blogu o sıralamaya sokamayınca haliyle biraz gerildim son günlerde. Eskiden beri günlük tutmaya alışkın bir bünye hele de bunu artık onlarca okuyucu eşliğinde yapınca arsız oldu. Yazamayınca hırçın; engel olanlara kızar oldu. Elbette engel olan falan yok, lafın gelişi öyle diyorum. Fakat yarı zamanlı da olsa evden çıkıyor olmak fazlasıyla bir organizasyon gerektiriyor. En önemlisi de küçük adamı o gün kimin bakacağına karar vermek; sağolsun babaannesi ve anneannesi şimdilik dönüşümlü geliyorlar. Tabii Neslihan teyzemizi de unutmamak gerek. İşini gücünü bir şekilde halledip gelip seve seve oğluşuma bakıyor. Şu kışı hayırlısı ile bir atlatalım kısmetse tekrar yuvaya başlayınca herkesin üzerindeki sorumluluk da bir nebze hafifleyecek. En çok da ben hafifleyeceğim; zira herkesin vaktini zorla alıyormuşum gibi bir his yaşıyorum ki inanın bu en zor kısmı benim için. Elbette kimsenin öyle zorla birşey yapmadığını, seve seve can-ı gönülden destek olduğuna da eminim. 10 Aralık 2009 Perşembe
Hayat Akarken...
Öncelikle dedemizi merak edip mesaj atan, yorum yazan herkese ayrı ayrı teşekkür ederim. Çok şükür bu akşam İstanbul' a dönüyor Şeker Dede. Tam olarak sağlığına kavuşamamış olsa da kısa sürede toparlayacağını umuyoruz.
Bana oldukça uzun gelen bir süredir de ekranın başına geçemiyorum maalesef. Meğer ne kadar özlemişim blogumu, yazmayı ve paylaşmayı. 1 hafta önce part time bir işe başladım. Adı part time ama tüm zamanımı alıyor gibi şimdilik. Hem evi, hem Tuğra' yı hem de işi aynı anda idare etme durumu ilk anda beni biraz gerdi. Bakalım zamanla bir düzen oluşturup kendi doğru yolumuzu bulacağız umarım. Çalışan annelere olan saygım bir kat daha arttı bu vesileyle. Daha yolun çok başındayım biliyorum ama küçük adam benim için tüm işlerden tüm kariyer fırsatlarından daha öncelikli olduğundan yolun gidişatını da o belirleyecek biraz.
Hal böyle olunca bloguma ayıracak pek vaktim kalmıyor haliyle. Ancak yemek yapıp, evi düzene sokup, çamaşırı bulaşığı halledip küçük adam uyuyunca da kendimi yatağa zor atıyorum. Anne olmadan önce iş hayatı hiç de öyle abartılacak birşey değilmiş meğerse. İş asıl annelikmiş. Mesai saatleri olmayan, duru durağı olmayan, tatili olmayan iş annelik. Blog için de arşivde onlarca tarif bekliyor ama biraz konsantre olmam gerek. Görüşmek dileğiyle...




